Aralık, 2006 için Arşiv
Kurbanla nimetin eseri gösterilir…
Yazan: zulfikar Aralık 30, 2006

Bir hadis-i şerifte, ‘Allah kulunun üzerinde verdiği nimetin eserini görmeyi sever!’ buyurulmuştur.
Kurban Bayramı ise Rabb’imizin verdiği nimetin eserini tam gösterme zamanıdır. Bu fırsat kaçırılmamalı, sahip olunan nimetin eseri, bayramın üç günü içinde kesilen kurbanlarla mutlaka gösterilmelidir. Bu sebeple bugün de kurban nimetinin kesimi, dağıtımı ile ilgili hükümleri sıralamayı sürdüreceğim. İnşallah ömür boyu lazım olan bu bilgileri faydalı bulur, gereksiz görmezsiniz…
Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: medrese | » yorum bırak;
Bediüzzaman, niçin Mustafa Kemal’in üç yüz lira maaş ve Doğu İllerine Şeyh Sinusi yerine vaiz-i umumi olarak görevlendirilme tekliflerini kabul etmemiştir?
Yazan: zulfikar Aralık 29, 2006
Mühim bir suale hakikatli bir cevaptır
Büyük memurlardan bir kaç zat benden sordular ki: ‘Mustafa Kemal sana üç yüz lira maaş verip, Kürdistana ve vilâyât-ı şarkiyeye, Şeyh Sinûsî yerine vâiz-i umumî yapmak teklifini neden kabul etmedin? Eğer kabul etseydin, ihtilâl yüzünden kesilen yüz bin adamın hayatlarını kurtarmaya sebep olurdun’ dediler.
Ben de onlara cevaben dedim ki: Yirmişer, otuzar senelik hayat-ı dünyeviyeyi o adamlar için kurtarmadığıma bedel, yüz binler vatandaşa, herbirisine milyonlar sene uhrevî hayatı kazandırmaya vesile olan Risale-i Nur, o zâyiatın yerine binler derece iş görmüş. Eğer o teklifi ben kabul etseydim, hiçbir şeye âlet olamayan ve tâbi olmayan ve sırr-ı ihlâsı taşıyan Risale-i Nur meydana gelmezdi. Hattâ ben, hapiste muhterem kardeşlerime demiştim: Eğer Ankara’ya gönderilen Risale-i Nur’un şiddetli tokatları için beni idama mahkûm eden zâtlar, Risale-i Nur ile imanlarını kurtarıp idam-ı ebedîden necat bulsalar, siz şahit olunuz, ben onları da ruh u canımla helâl ederim.
Beraetimizden sonra Denizli’de beni tarassutla tâciz edenlere ve büyük âmirlerine ve polis müdürüyle müfettişlere dedim: Risale-i Nur’un kabil-i inkâr olmayan bir kerametidir ki, yirmi sene mazlumiyet hayatımda, yüzer risale ve mektuplarımda ve binler şakirtlerde hiçbir cereyan, hiçbir cemiyet ile ve dahilî ve haricî hiçbir komite ile hiçbir vesika, hiçbir alâka, dokuz ay tetkikatta bulunmamasıdır. Hiçbir fikrin ve tedbirin haddi midir ki, bu hârika vaziyeti versin? bir tek adamın, birkaç senedeki mahrem esrarı meydana çıksa, elbette onu mesul ve mahcup edecek yirmi madde bulunacak. Madem hakikat budur; ya diyeceksiniz ki, ‘Pek harika ve mağlûp olmaz bir deha bu işi çeviriyor.’ Veya diyeceksiniz: ‘Gayet inayetkârâne bir hıfz-ı İlâhîdir.’ Elbette böyle bir dehâ ile mübareze etmek hatadır. Millete ve vatana büyük bir zarardır; ve böyle bir hıfz-ı İlâhî ve inâyet-i Rabbâniyeye karşı gelmek, firavunâne bir temerrüddür.
Şualar, Sayfa 258
Yazı kategorisi: İslâm Önderleri | » yorum bırak;
Allahın nimetleri ve denge – Fethullah Gülen
Yazan: zulfikar Aralık 29, 2006
Yazı kategorisi: Videolar | » yorum bırak;
Bediüzzaman ‘ın Seyyidliği Meselesi
Yazan: zulfikar Aralık 28, 2006

Birgün Emirdağ’da, Nur talebelerinden Ahmet Feyzi Kul’un Üstadın vasıfları ve yüksek makamından bahsedip cifir ve ebced hesabıyla çıkardığı tevafukları anlattığında, Osman Çalışkan’da, “Biz Üstadımızı Kürt olarak biliyoruz. Ahmet Feyzi Efendinin anlattığı büyük müceddit ise Âl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır” gibisinden bir şüphe uyanmıştı.
Bu hadiseden az sonra Bediüzzaman Hazretleri, Osman Çalışkan’ı yanına çağırmış ve “Kardeşim, ben hem Hasenîyim, hem de Hüseynîyim… Ahmed Feyzi’nin bütün söylediklerini kabul ediyorum. Haydi git!” demişti.1
Evet, Bediüzzaman’ın Kürt olması seyyidliğine engel değildir. Doğuda öyle aşiretler vardır ki Kürt oldukları halde bütünüyle seyyiddirler. Çünkü nesiller fetihler, göçler, farklı evlilikler sebebiyle zamanla dünyanın değişik yerlerine dağılmış, karışmışlardır. Meselâ Abbasîlerin yanlış tutumlarına tepki gösterdikleri için o günün tabiriyle Kürdistan bölgesine birkısım Ehl-i Beytin göç ettikleri bilinmektedir. Bediüzzaman’ın dedelerinin de bu göç esnasında buralara gelip yerleşmeleri mümkündür. Nitekim Bugün Mardin’deki Arvasîler, Hakkari’deki Ahmedîler ve Muş’taki Nehrîlerin Ehl-i Beytten2 oldukları düşünülürse, Kürt olmanın Ehl-i Beytten olmaya engel olmadığı açıkça görülür.
Nitekim, Hz. Üstadın, “Denizli Kahramanı” diye iltifat ettiği merhum Hasan Feyzi, onun Kürt olmasının seyyidliğine engel olmadığını, Kürdistan’da doğduğu için bu isimle anıldığını, böylece kendini gizlediğini söyleyerek3 bu gerçeği teyid eder.
Bediüzzaman’ın, Urfalı Salih Özcan’a da seyyidliğinden söz ettiğini görüyoruz. Salih Özcan ziyaretlerine geldiklerinde, nesebini sormuş, seyyid ve Hüseynî olduğunu öğrenmişti. Üstad da ona, “Ben hem Hasenîyim, hem de Hüseynîyim” cevabını vermişti.4
Nur Talebelerinin de Bediüzzaman’ın seyyidliği konusunda hiçbir tereddütleri yoktur. Meselâ Ahmed Feyzi, Zübeyr, Ahmed Nazif, Ceylan, Tabancalı, Salahaddin ve Sungur imzalarıyla neşrolan bir mektupta, Bediüzzaman’dan, envar-ı Muhammediyeyi (a.s.m.), maarif-i Ahmediyeyi (a.s.m.) ve füyûzât-ı şem’-i İlâhiyeyi en şaşaalı şekilde parlatan, Kur’ân’ın ve hadisin riyazî [matematiksel] işaretleri kendisinde son bulan, Nebevî hitapları ifade eden âyet-i celilelerin riyazî beyanlarını kendi üzerinde toplayan kişi olarak bahseder ve şöyle derler:
“O Zât, hizmet-i îmaniye noktasında risaletin bir mir’at-ı mücellâsı [peygamberliğin parlak bir aynası] ve şecere-i risaletin bir son meyve-i münevveri ve lisan-ı risaletin irsiyet noktasında [soyca] son dehan-ı hakikati [hakikati dile getiren dudağı] ve şem-i İlâhînin hizmet-i îmaniye cihetinde bir son hamil-i zîsaadeti olduğuna şüphe yoktur.”5
Dipnotlar:1- A. Badıllı, Bediüzzaman Said Nursî, Mufassal Tarihçe-i Hayatı, 1:36. 2- A.g.e., s. 1:35. 3- Emirdağ Lahikası (Osmanlıca), s. 16. 4- Son Şahitler, 3:238 (1994 Baskısı); Bediüzzaman Said Nursî, Mufassal Tarihçe-i Hayatı, 1:35-39.5- Şuâlar, s. 578.
05.07.2005
ŞABAN DÖĞEN
Yeni Asya
Yazı kategorisi: İslâm Önderleri | 33 Yorum »
“Kürt Teâli” iftirası
Yazan: zulfikar Aralık 27, 2006
Müfteri iftiraya doymaz.
Siz bir dizi iftirasını çürütün, ona en sağlam, en keskin delillerle cevap verin, o kısa sürede ortaya yeni bir iftira daha atar.
Çünkü, müfteri iftira üretmekte hiç sıkıntı çekmez. Malzemesi boldur onun.
Son birkaç senedir, müfterilerin ürettiği yeni bir iftira var: Güyâ, Bediüzzaman Said Nursî 1917–1918 yıllarında kurulan Kürt Teali Cemiyetinin aktif bir üyesi imiş.
Bu katmerli iftiranın başını çeken, Selçuk Üniversitesinde öğretim görevlisi olan bir avuç “Kemalist Türkçü” akademisyendir.
Bunlar, 1998′de kitap çıkardılar. Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi isimli bu kitapta, Bediüzzaman Hazretlerine açıktan açığa iftira ettiler. onu Kürt (Kürdistan) Teali Cemiyetinin kurucusu üyesi diye ilân ettiler.
Şimdi, aynı yalan ve iftirayı kurdukları internet sitesinde devam ettiriyorlar.
Biz, 1999 yılı Temmuz’unda bu akademisyen gruba gereken cevapları verdik. Attıkları iftirayı madde madde çürüterek yanlışlarını yüzlerine vurduk.
Ayrıca, bu konuyu istedikleri platformda tartışmak üzere kendilerine meydan okuduk.
Hazırladığımız yazı dizisi tam on gün sürdü.
Bunlar ise, cesaret gösterip karşımıza çıkmadılar. Bize cevap verme ve yalanlarını savunma cihetine de gitmediler. Dönüp dolaşarak, sanal âlemde sallama kolaylığını tercih ettiler.
Söz konusu yazılar gazetemizin arşivinde duruyor. İsteyenlere, yahut ilgi duyanlara bunların bir nüshasını gönderebiliriz.
Yine de, bu vesileyle birkaç noktayı nazara vermek icap ediyor.
Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: İslâm Önderleri | 1 Yorum »
Mustafa Kemal’in Bediüzzaman Hazretleri ile Görüşmesi
Yazan: zulfikar Aralık 26, 2006
Jandarma Hasan Ergen anlatıyor:
Afyon hapisinde Üstad’a şöyle sordum:
“Hocam çok afedersiniz, sizi niçin hapsediyorlar?”
Üstad aynen şöyle dedi:
“Zaferden sonra Mustafa Kemal bana milletvekilliği, Şark umum vaizliği, bir köşk ve bir çiftlik vermek istedi. Ben kabul etmedim. ‘Ben Allah için Ruslara karşı silahla, İngilizlere karşı kitapla savaştım. Ben çiftlik almak değil Allah için savaştım’ dedim. Daha sonra Mustafa Kemal bana “Ben bazı yenilikler yapacağım, size ihtiyacım var, içki içmek, açık gezmek gibi konuları hafifleteceğim” dedi. Ben de kendisine: “Kur’an’a dokunma… İslamiyete ilişme… Fen ve sanata dair yenilikler yap” dedim. Bunun üzerine M. Kemal hiddetlendi ve bana:
“Hayatının sonuna kadar sürgün yaşayacaksın.” dedi. (Kaynak: Son Şahitler 2.Cild s. 295)
Yazı kategorisi: İslâm Önderleri | 11 Yorum »
Kurban İbadeti Hakkında En Çok Sorulanlar
Yazan: zulfikar Aralık 25, 2006
1. Kurban nedir?
Kurban, sözlükte yaklaşmak demektir. Dînî bir terim olarak ise kurban, belirli şartları taşıyan bir hayvanı Allah�a yakınlık sağlamak ve ibâdet niyetiyle usûlüne uygun olarak boğazlamak demektir.
2. Kimler kurban kesmekle yükümlüdür?
Ergenlik çağına giren, zengin, mukîm (yolcu olmayan) her erkek ve kadın Müslüman kurban kesmekle yükümlüdür. Buradaki zenginliğin ölçüsü, kişinin temel ihtiyaçları dışında 85 gr. altın veya bunun değerinde mal veya paraya sahip olmasıdır. Kurban kesmek için zekatta olduğu gibi nisap miktarına ulaşan malın (85 gr.) üzerinden bir yıl geçmesi şartı aranmaz.
3. Hangi hayvanlardan kurban olur?
Kurban; koyun, keçi, sığır, manda ve deveden olur. Bu hayvanların erkekleri kurban edilebileceği gibi, dişileri de kurban edilebilir. Bunlardan devenin 5, sığır ile mandanın 2, koyun ile keçinin bir yaşını doldurmuş olmaları gerekir. Ancak koyunlar 6 ayı tamamladıklarında halde bir yaşını doldurmuş gibi gösterişli olurlarsa bunlar da kurban edilebilir. Bu hayvanların dışında tavuk, horoz ve kaz gibi hayvanlardan kurban olmaz. Bir koyun veya keçiyi ancak bir kişi kurban edebilir. Fakat sığır, manda ve deve yedi kişiye kadar ortaklaşa kurban edilebilir.
4. Kurban kesmek yerine kurbanı, canlı olarak veya bedelini yoksula vermekle kurban ibadeti yerine getirilmiş olur mu?
Kurbanın rüknü, kurban edilmesi caiz olan hayvanlardan birini, kurban kesme günlerinde kesmektir. Bu sebeple, kurban kesmek yerine, kurban bedelini veya kurbanlık hayvanı (kesilmeden) yoksula yahut bir hayır kurumuna bağışlamakla, kurban ibadeti yerine getirilmiş olmaz. Kurbanın ücreti başka birisine verilerek vekaleten kurban kesilebilir. Ancak kurban, herhangi bir sebeple, eyyam-ı nahr denilen kurban kesme günlerinde kesilememiş ise bu günlerden sonra kurban kesilmez. Bu takdirde sadakaya dönüşür; dolayısıyla kurbanlık hayvanın aynısının veya bedelinin tasadduk edilmesi gerekir.
Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: Fıkıh Köşemiz | 5 Yorum »