İnkişâf

İnkişâf-ı manevî

06 Jan 2007 için Arşiv

Cehennem şimdi varsa, yeri nerededir?

Yazan: zulfikar Ocak 6, 2007

Sual : Cehennem şimdi mevcut olduğu takdirde, yeri nerededir?
Cevap : Biz Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat, el’an Cehennemin vücuduna itikad ediyoruz, ama yerini tayin edemiyoruz.Sual : Bazı hadislerin zahirine göre, Cehennem tahtel-arzdır; yani yerin altındadır. Ve keza, bir hadise nazaran, Cehennem ateşinin dünya ateşinden iki yüz derece fazla harareti vardır. Bu noktaların izahı?
Cevap : Kürenin tahtı, merkezinden ibarettir. Buna binaen, arzın tahtı, merkezidir. Nazariyat-ı hikemiyece sabit olduğu vecihle, arzın merkezinde, harareti iki yüz bin dereceye baliğ bir ateş vardır. Çünkü, her otuz üç zıra’ derinliğinde, tahminen bir derece hararet artar. Buna binaen, merkeze kadar iki yüz bin dereceli bir hararet meydana gelir. İşte bu nazariyeye, mezkur hadisin meali mutabık gelir. Buna binaen, küre-i arzın merkezinde bulunan iki yüz bin derece hararetli bir ateş, Cehenneme bir çekirdek hükmünde olup, kıyamette, kabuğu hükmünde bulunan tabaka-i türabiyeyi çatlatıp, bütün dehşetiyle çıkar, tevessü etmeye başlar ve tam teçhizatıyla Cehennem meydana gelir, denilebilir. Ve keza, bir hadise nazaran, ‘Zemherir’ namında, burudet ile yakan bir ateş vardır. Bu hadis de, o nazariyeye mutabıktır. Zira, merkez-i arzdan sathına kadar derece derece artan veya tenakus eden ateş, Zemherir de dahil olmak üzere, ateşin bütün mertebelerine şamildir. Hikmet-i tabiiyede takarrur ettiği gibi, ateş, bazen öyle bir dereceye gelir ki, yakınında bulunan şeylerden hararetleri tamamen celp ve cezb etmekle, onları bürudet ile yakar ve suyu incimad ettirir.

İşaratü’l-İ’caz, Sayfa 181

Üçüncü Sual: Cehennem nerededir?
Elcevap: -1- -2- Cehennemin yeri, bazı rivâyatla, ‘tahte’l-arz’ denilmiştir. Başka yerlerde beyan ettiğimiz gibi, küre-i arz, hareket-i seneviyesiyle, ileride mecma-ı haşir olacak bir meydanın etrafında bir daire çiziyor. Cehennem ise, arzın o medar-ı senevîsi altındadır demektir. Görünmemeleri ve hissedilmemeleri, perdeli ve nursuz ateş olduğu içindir. Küre-i arzın seyahat ettiği mesafe-i azîmede pek çok mahlûkat var ki, nursuz oldukları için görünmezler. Kamer, nuru çekildikçe vücudunu kaybettiği gibi, nursuz çok küreler, mahlûklar, gözümüzün önünde olup göremiyoruz.
Cehennem ikidir. Biri suğrâ, biri kübrâdır. İleride, suğrâ kübrâya inkılâp edeceği ve çekirdeği hükmünde olduğu gibi, ileride ondan bir menzil olur. Cehennem-i Suğrâ, yerin altında, yani merkezindedir. Kürenin altı, merkezidir. İlm-i tabakatü’l-arzca malûmdur ki, ekseriya her otuz üç metre hafriyatta, bir derece-i hararet tezayüd eder. Demek, merkeze kadar nısf-ı kutr-u arz, altı bin küsûr kilometre olduğundan, iki yüz bin derece-i harareti câmi, yani iki yüz defa ateş-i dünyevîden şedit ve rivayet-i hadise muvafık bir ateş bulunuyor. Şu Cehennem-i Suğrâ, Cehennem-i Kübrâya ait çok vezâifi, dünyada ve âlem-i berzahta görmüş ve ehâdislerle işaret edilmiştir. âlem-i âhirette, küre-i arz nasıl ki sekenesini medar-ı senevîsindeki meydan-ı haşre döker. Öyle de, içindeki Cehennem-i Suğrâyı dahi Cehennem-i Kübrâya emr-i İlâhî ile teslim eder.
Ehl-i İtizâlin bazı imamları ‘Cehennem sonradan halk edilecektir’ demeleri, halihazırda tamamıyla inbisat etmediğinden ve sekenelerine tam münasip bir tarzda inkişaf etmediğinden galattır ve gabâvettir.

1 ‘Gaybı Allah’tan başkası bilmez.’

2 ‘De ki: İlim ancak Allah katındadır.’ Mülk Sûresi, 67:26.

Mektubat, Sayfa 14

Yazı kategorisi: Nurlardan Damlalar | » yorum bırak;

Bülbülün Kamusal Alan Çilesi

Yazan: zulfikar Ocak 6, 2007

Kanaltürk televizyonunun gecesinde sahneye çıkan Emel Sayın, Cumhurbaşkanı Sezer’in baş konuk olduğu protokol masasına Çile Bülbülüm şarkısının “Allah” nakaratını söyletemedi. Baykal üçüncü ricada tekrara katıldı.

İlgili bir haber-Yeni Şafak

Yazı kategorisi: Videolar | 5 Yorum »

Evet,türban bir simgedir (Can Dündar)

Yazan: zulfikar Ocak 6, 2007

Ben üniversitedeyken bıyıklıydım.
Bıyık sevdiğimden mi?
Hayır!
Yakıştığından?
Hayır!
Bıyıklıydım, çünkü bıyık yasaktı.
12 Eylül, YÖK aracılığıyla hem öğretim üyelerine, hem öğrencilere bıyığı yasaklamıştı.
Bize tıraş dersi verenlere öyle kolay lokma olmadığımızı göstermek, kesmemekte direnen hocalarımızı sahiplenmek için hemen hepimiz bıyıklıydık.
Bıyık bir simge miydi?
Evet!
Possa solcuyduk, sarkıksa sağcı, imam bıyığıysa İslamcı…
Ne zaman kestik?
Yasak kalktığı zaman…
* * *
Evet, türban da bir siyasal simgedir.
Demirel’in fötr’ü, Ecevit’in kasketi kadar “temsili bir simgedir.”
Toplumsal iletişimin zayıf olduğu baskıcı toplumlarda herkes, simgeleri aracılığıyla konuşur birbiriyle…
Cem Uzan yolsuzlukla suçlandığı dönemde saflığı simgeleyen bembeyaz bir gömlekle çıkıyordu kitlelerin karşısına…
Baykal, Ecevit’e karşı gençliğini kanıtlamak için kot giyiyordu.
Meclis’te bir milletvekili “laiklik simgesi” kravatını beline bağlıyordu.
Çiller askerle dağa çıkarken oğlunun botunu giyiyordu.
Simgeler konuşuyordu.
* * *
Bu anlamda türbanın siyasal bir simge olduğunu tekrarlayıp durmanın bir yararı yok.
Onu simge olmaktan çıkaracak şey, ardındaki soruna çözüm bulmaktır.
“Arabistan’a gitsinler” demek çare değil.
Aynı ses 40 yıl önce de “Komünistler Moskova’ya” demişti. Bu, solcuları Moskova’ya göndermeye değil, gençleri kamplaştırıp sokaklara dökmeye yaradı.
“Türbanlılar Arabistan’a” çağrısı da aynı işe yarar.
Nitekim Erdoğan’ın “Sen git Arabistan’a” cevabıyla amaç hasıl olmuş, kamplar yerlerine kurulmuş, tribüne oynayanların gösterisi başlamıştır.
“Komünistler Moskova’ya gitsin”, “Türbanlılar Arabistan’a”,
“Kürtler Barzani’nin yanına…”
Sadece sürgün müdür, siyasetçinin üretebildiği çözüm?
* * *
Beni asıl şaşırtan, doğrudan kadınların canını yakan bir konunun sürekli erkekler arasında tartışılıp durması…
Baba baskısıyla örtünmeye zorlanan onlar…
Gönüllü örtündüyse de okul kapısında düşman gibi görünen onlar…
Türbanı çıkarıp peruk takmaya zorlanarak ikiyüzlülüğe itilen onlar…
Okuldan atılıp bu kez de koca baskısının koynuna atılan onlar…
“Örtün” ya da “Açıl” diye itilip horlanan, üzerlerinden siyaset yapılan onlar…
“Siz ne hissediyorsunuz?” diye hiç sorulmayan o kızlar, kadınlar, kendileri adına ya da kendilerine karşı konuşarak prim yapmaya çalışan erkeklerin malzemesi, pasif izleyicisi konumundalar.
* * *
Çözüm için ne Demirel’e ne Erdoğan’a ihtiyacımız var.
70 model kamplaşmalara, laf cambazlıklarına, ucuz polemiklere karnımız tok artık…
Kimsenin sürülmesine de razı değil gönlümüz…
Asıl ihtiyacımız olan şey “empati”…
Karşımızdakinin derdini, mesajını, kaygısını anlayabilmek…
Hayata bir de onun penceresinden bakabilmek…
Herkesin birbirine saygı içinde, özgürce var olabileceği ortak bir yaşam için çözümler üretebilmek….
Siyasetin işidir bu…
Yapabilen büyür, yapamayan gider: Suudi Arabistan’a değil; tarihin çöplüğüne…

Yazı kategorisi: Tesettür | 1 Yorum »