İnkişâf

İnkişâf-ı manevî

Şubat, 2007 için Arşiv

ŞAHS-I MANEVİ KUVVETİ

Yazan: zulfikar Şubat 27, 2007

Risale-i Nurların Mehdiyetle bağlarını kesmeye çalışmak, onun zuhur zamanında hemzaman olan dehşetli şer cereyanı olan “Süfyanî Deccali” de anlamamak demektir. Bu durum Süfyaniyetin mahiyetinin anlaşılmamasına hizmet eder. Yeni mehdiler ihdas edenler acaba bunu düşünüyorlar mı?
Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Nurlardan Damlalar | 1 Yorum »

Hüseyin Üzmez /Çilenin böylesi

Yazan: zulfikar Şubat 20, 2007

(Hüseyin Üzmez’in hayatını anlattığı Çilenin böylesi kitabının 114. sayfasından)

-Yatırın dinini s….. pez…ni…

Biz inançlarımız için ölmü göze almıştık, o bizim inançlarımıza sövüyordu.İnsan üstü bir kuvvet beni yerimden fırlattı.

_sövme!… Diye bağırdım.

-Alın bu ağzına s…mın keratasını…

Beni öbür tarafa aldılar.İhtiyar bir bekçi bana nasihat ediyordu:

-Aklını mı kaçırdın oğlum?…Çeker öldürür seni kim vurduya gidersin…

Cevabım kısa olmuştu:

-Keşki öldürseler…

İçerde herifin sesi ortalığı zıngırdatıyordu:

-50 sopa daha atın puşta…

Arkasaından copların biri kalkıp biri iniyor,dövülen arkadaşın iniltilerini Allah’tan başka kimse duymuyordu.Arkadaşlar tekrar tekrar sıra dayanağına çekildiler.

Herif bununlada kalmamıştı.İçimizden birinin dünyada eşine ender raslanan iffetli karısına SIRF ÇARŞAF GİYDİĞİ İÇİN hakaret etmiş,polislere “Yırtın şu oros….çarşafını (bilmem neresini) göreceğim” diye bağırmıştı.Bu da yetmemişti.Bir arkadaşımızın 90 yaşında ki babasını getirdiler.Sakalından tutup kafasını karakolun taş duvarlarına vurdular.Bir anda ak sakalı al kanlara boyanmıştı.Dua okuyor sabrediyordu.Daha doymamışlardı.Parmaklarının arasına mermi koydular ve kemik çatırtılarını duyuncaya kadar sıktılar.

(Çilenin böylesi-Hüseyin Üzmez,sayfa 114)

Hüseyin üzmezin 18 yaşında girdiği-28 yaşında çıktığı- hapisteki ilk gecesindendi.

irtica

Yazı kategorisi: medrese | » yorum bırak;

ABDÜLHAMİT’İ MASONLARIN DEVİRDİĞİ AÇIKLANDI

Yazan: zulfikar Şubat 14, 2007

Masonlar Büyük Locası Üstadı Celil Layiktez, masonların Abdülhamit’in devrilmesi ve İkinci Meşrutiyet’te oynadığı rolü açıkladı. Layıktez, “Hareket Ordusu’nu da masonlar yönetti” dedi

Türkiye Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Locası Üstadı ve locanın resmi yayın organı Tesviye Dergisi’nin editörü Celil Layiktez, dünya masonlarına ‘İslam Ülkelerinde Masonluk’ başlıklı İngilizce bir makale yayınladı. Makalesinde, Osmanlı Devleti’nde masonluğun nasıl kökleştiğini anlatan Layiktez, 2. Abdülhamit’in tahttan indirilmesine giden süreçte masonların oynadığı rolü değerlendirdi. Mason üstadı Layiktez, 1908′de 2. Meşrutiyet‘in ilanından sonra ‘İslamcıların’ İstanbul’da ayaklanma çıkardığını ve bu ayaklanmanın Hareket Ordusu tarafından bastırılarak Sultan Abdülhamit’in tahttan indirildiğini söyledi. “Hareket Ordusu, masonlar tarafından örgütlendi ve yönetildi” diyen Layiktez, “Sultan Abdulhamit‘e tahttan indirildiğini tebliğ eden 5 milletvekilinden oluşan heyettekilerin tamamı masondu” dedi.

ELİMİZDE BELGELER VAR

Makalesiyle ilgili olarak BUGÜN’ün sorularını cevaplayan Celil Layiktez, yazıyı İtalyan masonlarının isteği üzerine kaleme aldığını söyledi. Yazıyı İtalya’da masonların üye olabildiği masonik bir internet sitesinin tarih kütüphanesine de gönderdiğini anlatan Layiktez, iddialarının arkasında durduğunu vurguladı. Layiktez, Abdülhamit Han’ı tahttan indirenlerin masonluğu ilgili olarak, “Elimizde yeterli belgeler var. Bu 5 kişinin mason olduğuna eminiz” dedi.

ORDUDAKİ MASONLAR

Hareket Ordusu’nda Muhtar Paşa’nın mason olmadığını belirten Layiktez, “Karargah subayı Mustafa Kemal’in ise mason olup olmadığı kesin olarak bilinmiyor. Ama subayların içinde, masonların sayısı çok fazlaydı. Selanik’teki Hareket Ordusu’nu organize eden İttihat ve Terakki, Emmanuel Karasu’nun başkanı olduğu locada organize oluyorlardı. Hatta o kadar çok subay var ki, bir kısım subay er üniformasıyla hareket ordusuna katıldı. Mustafa Kemal’in mason olup olmadığı ise kesin olarak bilinmiyor” dedi. Layiktez, mason localarının 1935′te Mustafa Kemal tarafından kapatıldığının hatırlatılması üzerine, “Kapatmadı. O olay başka türlü gelişti” diye konuştu. Tarihçi Mustafa Armağan, Hareket Ordusu içinde masonların bulunduğu iddiasını doğruladı. 31 Mart Vakası’nın geniş değerlendirilmesi gereken bir olay olduğuna işaret eden Armağan, “Siyonizm çok komplike bir olay. Masonların sahiplenmesi doğal. ‘Modern Türkiye’yi biz kurduk. Osmanlıyı biz bitirdik. Dolayısıyla bize şükran duyulması lazım’ diyorlar. Böyle bir noktaya getirmek istiyorlar. Masonluğa giriş o zaman zannediyorum belirli bir dış bağlantıları sağlamlaştırmak, etraf oluşturmak gibi kaygılardan kaynaklanıyordu” dedi.

İşte kaynak

Yazı kategorisi: Osmanlı Tarihi | » yorum bırak;

Şarkta İsyan Hareketleri ve Bediüzzaman

Yazan: zulfikar Şubat 13, 2007

Bediüzzaman Said Nursi hakkında yazılan kitapların bir kısmında, ısrarla onun Kürt kökenli oluşu vurgulanmakta ve bu noktadan hareket edilerek bazı kişilerce, bu konuda kendi perspektifleri ve istekleri doğrultusunda yorumlar yapılmaktadır. Onun için bu makalede büyük alim Bediüzzaman Said Nursi’nin Şarkta günümüze kadar farklı isim ve özelliklerde tezahür eden isyan hareketleri karşısındaki duruşunu, millet, devlet vb. kavramlara bakışını ortaya koyarak, aynı zamanda ırkçılık gibi bir içtima i hastalığın teşhis ve tedavisi konusunda bir yaklaşımda bulunacağız.
Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: İslâm Önderleri | 5 Yorum »

ALİ ULVİ KURUCU BEY(1922-2002)

Yazan: zulfikar Şubat 11, 2007

Ali Ulvi Efendi Ali Ulvi Efendi 1 Ali Ulvi Efendi 2 Ali Ulvi Efendi 3

O’nu anlatmak için “Medine-i Münevvere’de büyük bir âlim” “Akif-i Sâni” “Osmanlı irfan hayatının son yadigârlarından biri” “Aruzun son temsilcisi” vs. bir çok tanımlamalar yapılmıştır ve hepsi de çok doğru, hepsi de çok uygun, hepsi de çok güzeldir.

Ama bunların verâsında, onu âli ve ulvi kılan şey şu mısraında gizli gibime gelir;

“Ben Rasûl-i Kibriyânın, bülbül-ü nâlânıyım.
Mücrimim gerçi, cemâl-i Mustafâ hayrânıyım..

Evet, Efendiler Efendisinin bağrı yanık bir bülbülü olabilmek, her bezmi onun kudümüne vesile saymak, bir ömrü onun şahsiyeti etrafında örgülemek, bu şerefe, bu nimete nail olmak bahtiyarlığın en büyüğüdür. Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi buna işaret sadedinde, Fasıldan Fasıla adlı şaheserinde şöyle diyor: “Mücrimim, gerçi Muhammed Mustafa hayranıyım” diyen, bunu hakikaten yürekten söyleyebiliyorsa, bu onun kurtuluşuna yeter kanaatindeyim.”

“Ulvî de senin bağrı yanık âşık-ı zârın
Feryâdı bütün âteş-i sûzândır Efendim.
Kıtmîrinim ey Şâh-ı rüsûl, kovma kapından,
Âsîlere lûtfun yüce fermândır Efendim.”

O, hep komşusu olduğu Nebiler Şahı(SAV)’nın misk-ü amber kokusunu tüttürdü sözlerinde, sohbetlerinde, şiirlerinde ve de hallerinde.. Hani bir aşk beyti vardır ya; ‘Ez sohbeti gariban. Bûy-i Muhammed Ahmed”(Biz öyle garipleriz ki, bizim sohbetimizde ancak Ahmed, Muhammed kokuları tüter.)

Bu aşk çağlayanını en evvel- Birçok risale okuyucusu gibi-Tarihçe-i Hayatın önsözünde samimiyet kokan tahlilleri ile tanımış ve pek sevmiştim. Şifahi olarak da İstanbul’da, kendisinin adaşı ve kendisi gibi hafız olan bir hizmet kahramanının adıyla serfiraz müessesenin salonunda, gözyaşları dolu bir gecede dinlemek “sizler benim kabul olmuş dualarımsınız” sözleri ile coşmak ve de –biraz cahil cesareti sonucu- takkesini hediye almak şerefi nasip olmuştu..

Kendisinin bir yerde buyurduğu gibi; “bir büyüğün hayatını yazmak kolay olmasa gerek! İnsan hangi meziyetinden ve hangi faziletinden başlayacağını bilemiyor.”

Ruhaniyetinden özür dileyerek… Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: İslâm Önderleri | 1 Yorum »

Arapların Gıybet Reklamı

Yazan: zulfikar Şubat 9, 2007

Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. (Hucurat 12)

Yazı kategorisi: Videolar | » yorum bırak;

Bediüzzaman Said Nursi Hz. ile ilgili yaşadığı dönemde çıkan gazete küpürleri

Yazan: zulfikar Şubat 8, 2007

GEÇMİŞ TARİHLİ GAZETE KÜPÜRLERİ

Geçmiş tarihli gazete küpürlerini okuduğunuzda, o dönemde basının, ne derece taraflı karalama yayınları yaptığı ve günümüzde aynı zihniyetin çabalarının devam ettiğini göreceksiniz. Geçmişten ders çıkartarak, günümüze bakacağız. İNŞALLAH O zihniyetin oyununa gelmeyeceğiz.

Bugüne kadar hiç bir eyleme, yürüyüşe, protestoya katılmayan Nur Cemaatlerini bir yargıcın katli olayına dahil etme çabalarını kınıyoruz.

Görüleceği üzere Sabah gazetesindeki zavallılar, geçmişte atalarının yaptıkları karalama çalışmalarının tipik örneklerini sergiliyorlar. Bunlar altta geçmiş tarihli küpürlerde görüleceği üzere aynı zihniyetin mahsülüler. Lakin tek farkla; bunlar “bezgin örnekler”.

Diledikleri kadar manşet yapsınlar, iftira atsınlar 80′lik dedeleri sahte nur tarikatı şeyhi [Nur tarikatı diye bir şey yoktur. Nur Cemaati vardır. ] diye gecenin bir yarısı pijamayla göz altına alsınlar.. Sonra gözaltına aldıkları sahış başka, gazetelerinde manşet yaptığı şahıslar başka olsun farketmez. Sonuçta;

En büyük müfessir olan zaman, tokadını kin ve nefretlerini kusanların ağzına vurdu, ve yine vuracak…

Çamurları O Nur’a bulaşamayacak İNŞALLAH

Kaynak: http://www.onunyolu.com/haber.htm

gazete gazete_1

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: İslâm Önderleri | 24 Yorum »

bazen duâ ediyoruz, kabul olmuyor. Nedendir?

Yazan: zulfikar Şubat 8, 2007

Eğer desen: “Birçok defa duâ ediyoruz, kabul olmuyor. Halbuki, âyet umumidir; her duâya cevap var,” ifade ediyor.

Elcevap: Cevap vermek ayrıdır, kabul etmek ayrıdır. Her duâ için cevap vermek var; fakat kabul etmek, hem ayn-ı matlûbu vermek Cenâb-ı Hakkın hikmetine tâbidir.

Meselâ, hasta bir çocuk çağırır: “Yâ hekim, bana bak.”

Hekim “Lebbeyk,” der. “Ne istersin?” Cevap verir.

Çocuk “Şu ilâcı ver bana” der.

Hekim ise, ya aynen istediğini verir, yahut onun maslahatına binâen ondan daha iyisini verir, yahut hastalığına zarar olduğunu bilir, hiç vermez.

İşte, Cenâb-ı Hak Hakîm-i Mutlak, hâzır, nâzır olduğu için, abdin duâsına cevap verir. Vahşet ve kimsesizlik dehşetini, huzûruyla ve cevabıyla ünsiyete çevirir. Fakat, insanın hevâperestâne ve heveskârâne tahakkümüyle değil, belki hikmet-i Rabbâniyenin iktizâsıyla, ya matlûbunu veya daha evlâsını verir veya hiç vermez.

Hem, duâ bir ubûdiyettir; ubûdiyet ise, semerâtı uhreviyedir. Dünyevî maksadlar ise, o nevi duâ ve ibâdetin vakitleridir; o maksadlar, gâyeleri değil. Meselâ, yağmur namazı ve duâsı bir ibâdettir. Yağmursuzluk, o ibâdetin vaktidir; yoksa, o ibâdet ve o duâ, yağmuru getirmek için değildir. Eğer sırf o niyet ile olsa, o duâ, o ibâdet hâlis olmadığından, kabule lâyık olmaz.

Sözler | 23.Söz | 286

Yazı kategorisi: Nurlardan Damlalar | 2 Yorum »

Bir Başörtüsü Hikayesi

Yazan: zulfikar Şubat 6, 2007

Burası bir kumaş pazarı…

Ben de bir zamanların gözde kumaşıydım. Ama şimdi eskisi gibi bana rağbet etmiyorlar. Modam geçmiş… Renklerim canlı değilmiş… Yaşlı işiymişim… Bu yüzden diğer parlak renklerin altında kalmış, ezilme tehlikesiyle karşı karşıyaydım. O karanlık ve tozlu yerde yıllardan beri bekliyordum. Üstümdeki top kumaşların parçaları bitiyor, yenileri geliyordu. Ustam kumaşları düzlerken bazen bana gözü çarpıyor, esefle “Yer kaplıyorsun yıllardan beri burada. Seni artık buradan kaldırmak gerekiyor” diyordu kendi kendine. “Hayır” diye avazım çıktığı kadar bağırmak istiyordum. “Bir gün elbet beni de alan biri bulunacak” Diğer havalı renkler alay ederek “Komik olma, artık senin yüzüne bakan bile yok” dediler. “Bir de bize bak. Ne kadar da güzeliz! Renklerimiz şeker gibi. Desenlerimiz göz alıcı. Oysa sen ne kadar da iç karartıcısın!” Kendimi savunarak “Hiç de iç karartıcı değilim! Bir zamanlar ben de yok satıyordum. Aranan bir kumaştım!”

“O bir zamanlardı şekerim, şimdi bayanlar kendilerinin farkına vardılar. Daha güzel olmak istiyorlar. Daha çekici, daha göz kamaştırıcı olmak istiyorlar. Ama sen mahkeme suratlısın!” dedi uçuk bir pembe kumaş. İşte her gün böyle sözler duyuyor, gittikçe daha derinlere doğru kayıyordum. Doğru söylüyorlardı. Benim çoktan modam geçmişti. Oysa önceden bayanlar dikkat çekmemek için beni tercih ederlerdi. Benden genellikle başörtüsü yaparlardı. Ben bunları düşünürken içeriye genç bir bayan girdi. Ağır tavırlarıyla, sade giyimiyle vakarlı birine benziyordu. Ben bütün olanları diğer kumaşların altındaki küçük bir aralıktan izliyorum. Ustam müşteriyi görünce “buyurun küçük hanım, yardımcı olabilir miyim?” dedi. Genç kız sakin bir edayla bakışlarını kumaşların üzerinde gezdirip “başörtülük bir kumaş arıyorum” diye bir kuş gibi şakıdı. Bunu duyar duymaz, kalbimden vurulmuştum. Bizim bulunduğumuz yere doğru geliyorlardı. Üstümdeki uçuk renkli kumaşlar güzellik yarışına girmiş gibiydiler. Benim duyduğumu onlar da duymuş üstümde debelenip duruyorlardı. Fısıldayarak “susun geliyorlar” dedim.

Portakal rengi bir kumaş “Eee sana ne oluyor? Biz varken senin hiç şansın yok!” dedi eğlenerek. “Şans mı, kader mi göreceğiz!” dedim. Genç kızın beni görmesini çok arzu ediyordum. Ama nasıl? O kadar derinlerde kalmıştım ki, ustam beni zahmet edip çıkarır mıydı? Ustam eline fıstık yeşili bir kumaşı alıp “Küçük hanım bu renk size çok yakışır. Şimdi genç kızlar hep bu renklerden alıyor.” dedi. Genç kız kumaşa göz ucuyla bakıp pek tenezzül etmedi. Diğer kumaşları inceliyor gittikçe gül yüzüne bir kaygı gelip oturuyordu. Ustam da genç kıza yardımcı oluyordu. “Yine siz bilirsiniz ama bence yaşınıza şu pembe, turuncu rengi çok uygun.” dedi. Renkli kumaşlar hep bir ağızdan “Eveeet!” dedi. Kendimi göstermek için büyük bir çabaya girmiştim. Ama diğerleri beni itekliyor, kendileri öne geçmek için beni eziyorlardı. İyice bunalmıştım. “Ahh boğuluyorum, çekilin üstümden be!” diye bağırmak istiyordum. Mutlaka beni arıyordu. Genç kız hayal kırıklığıyla “Aradığım burada değil galiba!” dedi.

“Buradayım küçük hanım, ne olur devam edin!” diye bağırmak istiyordum. O kadar altta kalmıştım ki, gördüğüm tek şey karanlıktı. “Allah’ım ne olur bana yardım et!” dedim debelenerek. Genç kız kumaşlara üzgün bir şekilde bakıp “Teşekkür ederim.” dedi ustama. İşte, gidiyordu. Ustam desen beni unuttu. “Usta! Duymuyor musun beni? Bak ben buradayım!” dedim çaresizlikle. Biliyordum ki beni duymayacaktı. Kaderimin gül yüzü gidiyordu işte. Ustam üstümdeki kumaşları düzlerken bir şey hatırlamış gibi birden “Küçük hanım bir dakika!” deyip üstümdekileri boşaltmaya başladı. Aman Allah’ım, giderek rahatlıyordum. Ferahlıyordum. Diğer kumaşlar mızmızlanıyordu. Kıvrak bir hareketle beni hızla çekip “Seni tamamen unutmuşum” dedi kendi kendine yine. “Alıştık usta artık buna” dedim. Genç kız beni görünce hızla yanımıza geldi. Gözleri ışıldıyordu. Bana sevgiyle dokundu, işte birbirimize ilk sevdalandığımız an. Gözlerini benden alamıyordu. Ben de onun gül yüzünden. Kader bizi bir araya getirmişti sonunda. Diğer kumaşlar bize gıptayla bakıyordu. Bilge bir kumaş “Eyvah” dedi. “Eyvah, çok gözyaşı göreceksin!” “Evet,” dedim, “mutluluk gözyaşları…”

Eve geldiğimizde genç kız dakikalarca aynanın karşısında benden gözünü alamadı. Yıllardan beri böylesine değer verilmemişti bana. Beni başına örtüp namaz kılıyor, Kur’ân okuyordu. Hiç böyle duygular yaşamamıştım. Dışarıda gül yüzlümü bir kalkan gibi koruyor, kem gözlerden saklıyordum. Onunla çok güzel günlere şahit oldum. Arkadaşları tarafından çok sevilen bir kızdı. Bazen dostluklarını kıskanıyordum. Benim onu sevdiğim gibi acaba o da beni seviyor muydu? Sürekli ders çalışıyor, kitaplar okuyor, uzun uzun düşünüyordu. Bazı geceler masanın başında uyuyakalıyordu. Kimi zaman uzaklara dalar, akşam olduğunda bir nilüfer gibi kendini iç dünyasına kapatırdı. Sonra gözleri bana kayar, gül yüzü gerçekten bir gül rengini alırdı.

Bir gün ikimiz de korkunç bir şeyle sarsıldık. Mutlu günler sona ermişti artık. Gül yüzlüm artık okuyamayacaktı. Okuluna devam edemeyecekti. Okuma hakkını elinden almışlardı. Çünkü beni tercih etmişti.
Başörtüsünü…
Olmadık hakaretlere uğruyor, herkes geleceğini bilir gibi karanlık masallar uyduruyorlardı. Artık bizim için yeni bir süreç başlamıştı. Gül yüzlüm baskılara direnecek, kendisiyle aynı yasaklara maruz kalanlarla yeni ve anlamlı dostluklar kuracaktı.. Zulme, sürgüne duçar edilmişti. Bu bir başörtüsü sevdası olmalı.

Sabret gül yüzlüm,
sabret! Şu an karanlık.
Belki gecenin en koyu olduğu bir vakit.
Şafak yakındır gül yüzlüm,
şafak yakındır.
Başak başak olacak bir gün ümitlerimiz.
Allah’ın rahmet kanadının altında buluşacak bir gün ellerimiz.

Dilek DİNÇER

Kaynak

Yazı kategorisi: Tesettür | 2 Yorum »