İnkişâf

İnkişâf-ı manevî

Mart, 2007 için Arşiv

İstiklal Mahkemelerinin Adaleti(!)

Yazan: zulfikar Mart 31, 2007

İstiklal Mahkemelerinin Adaleti(!)
Cumhuriyet’in ilanından sonra ikinci defa kurulan ve 1925-1927 döneminde faaliyet gösteren İstiklal Mahkemeleri hakkında Araştırmacı Ergün Aybars’ ın:”Kararların temyizi yoktu. Mahkemeler kararlarını vicdanı kanaatlerine dayanarak verirlerdi, Kararın verilmesi için delile gerek yoktu dediğini…
Bu konu ile alakalı olarak mahkeme üyelerinden Lütfi Müfit Beyin Savcı Süreyya Bey’e:
“Bizim milli bir gayemiz var. O gayeye Varmak için asıra kanunun üstüne çıkarız. diyerek ne kadar adilane(!) hükümler vererek yüzlerce insanın ölümüne imza koyduklarını

Kaynak: Yalçın, Mehmet; “CHP’nin Günah Defteri” , Aktüel dergisi, 8-14 Ağustos 91, sayı 5, s. 25

Yazı kategorisi: Yakın Tarih | 1 Yorum »

Bediüzzaman Hazretleri Neden Kabrinin Bilinmemesini İstemiştir?

Yazan: zulfikar Mart 28, 2007

“Benim kabrimi gayet gizli bir yerde, bir iki talebemden başka hiç kimse bilmemek lâzım geliyor. Bunu vasiyet ediyorum. Çünkü, dünyada sohbetten beni men eden bir hakikat, elbette vefatımdan sonra da o hakikat bu surette beni mecbur ediyor.”

Biz de Üstadımızdan sorduk:
“Kabri ziyarete gelenler Fatiha okur, hayır kazanır. Acaba siz ne hikmete binaen kabrinizi ziyaret etmeyi men ediyorsunuz?”

Cevaben Üstadımız dedi ki:

“Bu dehşetli zamanda, eski zamandaki firavunların dünyevî şan ve şeref arzusuyla heykeller ve resimler ve mumyalarla nazar-ı beşeri kendilerine çevirmeleri gibi, enaniyet ve benlik, verdiği gafletle, heykeller ve resimler ve gazetelerle nazarları, mânâ-yı harfîden mânâ-yı ismiyle tamamen kendilerine çevirtmeleri ve uhrevî istikbalden ziyade dünyevî istikbali hayal edinmiş olmaları ile, eski zamandaki lillâh için ziyarete mukabil, ehl-i dünya kısmen bu hakikate muhalif olarak mevtanın dünyevî şan ve şerefine ziyade ehemmiyet verir. Öyle ziyaret ediyorlar.

Emirdağ lah.420

Yazı kategorisi: İslâm Önderleri | » yorum bırak;

Müslüman kadın saçını nasıl örter?

Yazan: zulfikar Mart 26, 2007

Fıtratları gereği saçları daima uzun olan ve bu hâlde bulunmaları kadınlığının gereği olan hanımefendilerin, saçlarını kapatış şekli çok önemli bir husustur.

Müslüman kadın saçlarını kapatış ve tesettüre bürünüş şekliyle hiçbir artiste, mankene, modaya ve modacılara benzemez/benzeyemez ve benzememelidir de.

Müslüman kadın, saçlarını örtüsünün (başörtüsünün) altında belli olmayacak bir şekilde bir araya getirip bağlar. Nur Suresi’ndeki ayette saçları örtecek olan başörtüsünün tarzı açıkça beyan edilmiştir. Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz: “Başlarını deve hörgücü gibi yapan kadınları gördünüz mü? Bilin ki, Allah onların namazlarını kabul etmiyecektir” buyurmuştur. (Tabarani, Râmuz Terc. sf: 84)

Bu hadiste, Müslüman olduğu hâlde/namaz kıldığı hâlde saçlarını deve hörgücü gibi bağlayacak olanlar bulunacağı haber veriliyor. Bu tür davrananlar lânet edilmeye mâruz kalıyorlar.

Müslüman kadının saçını bağlayış şekli o kadar mühimdir ki, bu bağlayış şekli İslâm’a uygun ise, ilahi rızayı celbe, değilse ilâhi gazaba ve azaba yol açar.

İman eden kadın saçlarını bağlayış şekliyle İslâm dışı tavır, davranış ve öylesi kadınlara özenmez. Modanın maymunu olmaz. Asla kendisini teşhire yeltenmez.

Müslüman kadın, saçlarını örtüsünün altında belli olmayacak biçimde sarar. Saçlar örtünün altında belli olacak şekilde ise, saçları örtmenin fazileti kalmaz.

Saçları örtmenin mânâsı: Onları belli olmayacak ve haram nazarları celbetmeyecek şekilde sarmak ve muhafaza etmektir.

Saçları örtmekle iş bitmiyor. Onları İslâm’ın emrettiği şekilde örtmek, korumak ve bağlamak gerekiyor.

Saçları İslâm’ın tasvip etmediği tarzda örtmenin maksadı gerçekleştirmediğini beyan eden hadislerden birinin meali şudur:

“Ehl-i cehennemden iki zümre vardır ki, bunları (dünyada henüz) görmedim. Birisi, sığır kuyrukları gibi kırbaçlar tutarak onlarla insanları döverler. Diğer bir takımı kadınlardır ki, gerçi giyinmişlerdir, fakat çıplak görünürler. (Bunlar zinet yerlerini açarlar, vücut hatlarını belli edecek şekilde dar ve ince elbiseye bürünürler.) Başka kadınları kendileri gibi yapmaya teşvik ederler. (Kötü örnek olurlar.) Bunların başları, deve hörgüçlerine benzer. İşte bunlar ne cennete girerler, ne de uzak bir mesafeden cennetin kokusunu koklayabilirler.” (Riyazüs-Salihin Terc. c/3. sf: 199. D.İ.Bşk. yayını)

Esefle ifade edelim ki, Müslüman genç kızlarımız nişan, nikah ve düğün merasimlerinde kadın berberlerinin önüne oturtulup saçları ve anlık eğlenceye cevap vermek için, yasak edilen (deve hörgücü) şeklinde bağlandırılmaktadır. Böylesi bir vesile ile de olsa bu davranış kesinlikle câiz değildir.

Mevlüt Özcan

Yazı kategorisi: Tesettür | 1 Yorum »

Kabahatini setr için başkasını irticâ ile itham

Yazan: zulfikar Mart 25, 2007

Bidayetlerde herkesten suâl olunduğu gibi, Divân-ı Harpte bana da suâl ettiler: “Sen de şeriatı istemişsin?”

Dedim: Şeriatın bir hakikatine bin ruhum olsa feda etmeye hazırım! Zira Şeriat, sebeb-i saadet ve adalet-i mahz ve fazilettir. Fakat ihtilâlcilerin isteyişi gibi değil.

Hem de dediler: “İttihad-ı Muhammediyeye (asm) dâhil misin?”

Dedim: Maaliftihar! En küçük efrâdındanım. Fakat, benim târif ettiğim vecihle. Ve o ittihaddan olmayan, dinsizlerden başka kimdir? Bana gösteriniz.

İşte o nutku şimdi neşrediyorum. Tâ ki, Meşrutiyeti lekeden ve ehl-i şeriatı me’yusiyetten ve ehl-i asrı tarih nazarında cehil ve cünundan ve hakikati evham ve şüpheden kurtarayım. İşte başlıyorum:

Dedim: Ey paşalar, zabitler!

Hapsimi iktiza eden cinayetlerin icmâli:

Medâr-ı iftiharım olan mehâsinim, şimdi günah sayılıyor. Artık nasıl itizar edeyim, mütehayyirim.

Mukaddeme olarak söylüyorum:

Mert olan cinayete tenezzül etmez. Şayet isnad olunsa cezadan korkmaz. Hem de haksız yere idam olunsam, iki şehid sevabını kazanırım. Şayet hapiste kalsam, böyle hürriyeti lâfızdan ibaret bulunan gaddar bir hükûmetin en rahat mevkii hapishane olsa gerektir. Mazlumiyetle ölmek, zâlimiyetle yaşamaktan daha hayırlıdır. Bunu da derim ki:

Siyaseti dinsizliğe âlet yapan bazı adamlar, kabahatini setr için başkasını irticâ ile ve dinini siyasete âlet yapmakla itham ederler. Şimdiki hafiyeler eskisinden beterdirler. Bunların sadakatine nasıl itimad olunur? Adalet onların sözlerine nasıl bina olunur?

Hem de cerbeze ile, insan adalet yaparken zulme düşüyor. Zirâ insan kusursuz olmaz. Fakat uzun zamanda ve efrad-ı kesîre içinde ve tahallül-ü mehasinle tâdil olunan müteferrik kusurları cerbeze ile cem edip bir zaman-ı vahidde bir şahs-ı vahidden sudurunu tevehhüm ederek şedid cezaya müstehak görür. Halbuki bu tarz, bir zulm-ü şedîddir.
Divân-ı Harb-i Örfî, | | 19

Yazı kategorisi: Nurlardan Damlalar | » yorum bırak;

Ahirzaman’ın Sahibi

Yazan: zulfikar Mart 23, 2007

Bediüzzaman
Bediüzzaman vefat edeli tam 47 yıl oldu bugün (23-03-2007)…Yani O vefat ettiğinde çocukluk çağında olanlar bugün yarım asrı geride bıraktı..
Tarih genellikle asırlık dilimler halinde incelenir.Her asrın kendine ait önemli olayları ve tüm asrı etkileyen şahsiyetleri vardır. İslam tarihi açısından baktığınızda hadise daha bir önem arz eder.Çünki her asırda, Kur’an-ı Kerim’in o asra bakan yönünü tefsir eden ve yaşadığı asrı aydınlatan rehber şahsiyetlerin yer aldığını görürüz. Hadis-i Şeriflerde bu kutlu zatlar, “Allah bu ümmet için, her yüz sene başında dinini tecdid edecek bir zâtı (mâneviyat büyüğü) gönderir!” mealleri ile müjdelenir. İmam-ı Rabbani Ahmed-i Faruki (R.A.), Gavs-ı Azam Abdulkadir-i Geylani (R.A.), Mevlana Halid-i Bağdadi (R.A.) gibi şahsiyetler ,bu altın silsile halkaları içinde yer almış bahtiyarlardır.
Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin doğum tarihinden (1873) bu güne 134 yıl, Risale-i Nur Külliyatının telif başlangıç tarihinden (1926) itibaren ise, 80 yılı aşkın bir süre geçmiştir.
Şimdi hep birlikte düşünelim ve hakkı teslim edelim : bu dönem zarfında yazılmış Risale-i Nur gibi bir eser daha gösterebilirmisiniz?
Risale-i Nurları insaf gözlüğü le okuyan herkes bu eserlerin, telif şartları,edebi yönü ve tesiri ile harika olduğunu ve benzerinin yazılmadığını kabul edecektir. Bırakın 1926 dan günümüze kadar olan dilimi, Risale-i Nur Külliyatı tüm insanlık tarihinde bir çok ilkleri bünyesinde barındıran bir şahaserdir.Cephede at sırtında yazılan bölümleri, hapishanelerde kibrit kutuları üzerine yazılan nüshaları, onbinlerce el yazması ile çoğaltılan nüshaları, mübarek müellifin yanında Kur’an-ı Kerim dışında hiç bir kitap olmadığı halde süratle yazılan risaleleri ile bu külliyatın tamamı “eşi bulunmaz” ve “harika” dır. Bu harika eser, Müellifinin tabiri ile “Manevi Tamirci Atom Bombası” gibi tesir etmiş ve okuyan milyonlarca Müslümanı, Ahirzamanın dehşetli tehlikelerinden korumuştur.
İşte bu sebeplerle ,Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerini “Ahirzaman’ın gerçek sahibi” olarak kabul etmemiz gerekir diyorum..

23-03-2007
Dr.Hulusi MUTLU – risale-inur.org

Yazı kategorisi: İslâm Önderleri | » yorum bırak;

M. Kemal, İnönü, F. Çakmak, K. Karabekir ve Bediüzzaman

Yazan: zulfikar Mart 23, 2007

“Bediüzzaman`a en büyük düşman ismet inönü idi. Ben Urfa`nın Suruç ilçesinde askerlik yapıyordum. Askerlikte çok büyük başarılar gösterdim. l936`yı l937`ye bağlayan yıllarda Adana-Halep Demiryolu hattının kuzey tarafında Türkler, güney tarafında Fransızlar vardı. Fransızlar rahat durmuyordu. Bir gün ben nöbetçi iken bir haber geldi: Mustafa Kemal, inönü ve Fevzi Çakmak ile birlikte 12 kişi Suruç`a gelecekmiş, Aradan zaman geçti, uzaklardan bir toz bulutu yükseldi. Bunlar Mustafa Kemal ve arkadaşları idiler. Suruç`a girdiler. O zaman Atatürk ve İnönü ile konuştum.Üst görevlilerim onlara benim yaptığım kahramanlıkları anlatmıştı. İsmet inönü bana takdirname vermişti. Hâlâ duruyor. Birgün söz Nurculardan açıldı. O zaman ben de vardım, fakat konuşmaya iştirak etmedim. İnönü bir yerde dedi ki:

“Said-i Kürdi ve cemaati şu Adana-Halep demiryolunun ötesindeki Fransızlardan daha tehlikelidir.`

“Son derece Nurculara düşman ve Rusya`nın sistemine hayrandı. Büyük adamlar içinde Bediüzzaman`ı takdir eden iki kişi vardı zaten: Biri Fevzi Çakmak, diğeri de Kâzım Karabekir Paşaydı. Kâzım Karabekir Paşa`nın hayranlığı daha başkaydı. Özellikle Bediüzzaman`ın keçekülahlılar ile birlikte Ruslara karşı savaşmasını takdir ederdi. Said Nursi`yi görmeyi çok istiyordu. Görebildi mi bilmem, inşaallah görmüştür.”

Üstad Kazım Karabekir hakkında bir mektubunda şöyle diyordu:

“Ben ehl-i siyasetin her nevi taziplerine karşı (Hasbünallahi ve nime`l-vekil) deyip sabır ve tahammüle karar vermişim. Kâzım Karabekir ile eskiden münasebetim vardı. Acaba o münasebetin sebebi olan merdane mesleğini muhafaza ediyor mu? Eğer eskisi gibi ise ve nurlara zararı yoksa ve nura faideleri muhtemel ise ve dost ise, benim selamımı ona tebliğ edebilirsiniz.”

Said NursiEmirdağ Lahikası 1: 17

Aziz Tayyar, sorularlarisaleinur.com’dan

Yazı kategorisi: İslâm Önderleri | » yorum bırak;

Cumhuriyet istismar ediliyor (mu)?

Yazan: zulfikar Mart 21, 2007

Tam 83 senedir, biz hâlâ onu tartışıyoruz. Veya birileri onu bize tartıştırmaya çalışıyor. Bir asra yakın tarihî geçmişi olan bir değer hâlâ yerine oturmamışçasına tartışılıyorsa, orada bir sıkıntı var demektir. Sıkıntının cumhuriyetle bu millet arasında olmadığını, elbette biliyorsunuz.

Bin seneden beri, Kur’ân’dan kaynaklanan değerlerle sair milletlere örnek olan milletimiz için cumhuriyetin hakiki mânâsıyla tartışmasız olduğunu da biliyoruz. Kur’ân’ın meşveret ve şûrâyı esas alan emirleriyle, Peygamberimizin Asr-ı Saadet uygulamaları, bu milletle cumhuriyet arasında bir uyuşmazlığın olmayacağını zaten ortaya koyuyor. Esas tartışma, cumhuriyeti tekeline almaya çalışan bir sınıfla millet arasında devam edegelen tartışmadır. Cehalet sisleriyle kaplı ve istibdada müsaid toplumlardaki istismarın boyutlarını en iyi bilen, yine milletimiz olsa gerek. Çok konuşulan “dinin istismarı” yanı sıra; milliyetçiliğin, cumhuriyetin, laikliğin, AB’nin, tarihin, insanî hak ve hürriyetlerin istismarları da ilk sıraları alan hastalıklarımız olsa gerek. Zındıkanın uzantısı PKK ile mücadele ederken şehit olan çocuklarımızın naaşlarından tutunuz, son zamanlarda dönüm dönüm dalgalandırılan bayrağımıza kadar birçok değerimizin istismarını görünce, içimiz burkuluyor.
Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: medrese | » yorum bırak;

Cumhuriyet’in ebedî sürgünü

Yazan: zulfikar Mart 21, 2007

Radikal gazetesinin dizi yazı sayfasında günlerdir tefrika edilen bir dosya var.

Ayşe Hür imzasıyla yayınlanan “Mustafa Kemal ve muhalifleri” ana başlıklı bu dizi yazının 5. bölümü Bediüzzaman Said Nursî ile ilgiliydi.

22 Şubat 2007 tarihinde yayınlanan bu bölümün manşet ifadesi ise, kupürde de görüldüğü gibi “Cumhuriyet’in ebedî sürgünü” şeklindeydi. Bu ifade, bir gerçeği yansıtıyordu, şüphesiz. Ayrıca, yazının muhtevasında da önemli bazı doğruların yer aldığını belirtmek gerek.

Fakat, dizi yazının Said Nursî ile ilgili bu bölümünde, en az doğrular kadar yanlışların da peşpeşe ve içiçe aktarılmış olduğunu esefle görmüş olduk.

Şüphesiz ki, bu yanlışları bertaraf ile doğruları izah etmek gerek. Aşağıda, sırasıyla Ayşe Hür’ün ifadelerine mukabil getirdiğimiz izahları okuyacaksınız.

* * *
Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: İslâm Önderleri | 1 Yorum »

Destanlaşan Çanakkale

Yazan: zulfikar Mart 18, 2007

canakkale2ox3.jpg

Çanakkale Şehitlerine

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle ‘bu: bir Avrupalı’
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Avusturalya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer…
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler…
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’â mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te’sis-i İlahi o metin istihkâm.

Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedi serhaddi;
‘O benim sun’-i bedi’im, onu çiğnetme’ dedi.
Asım’ın nesli…diyordum ya…nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
‘Gömelim gel seni tarihe’ desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
‘Bu, taşındır’ diyerek Kâ’be’yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin’i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran…
Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın…Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.

Mehmet Akif Ersoy

Yazı kategorisi: Yakın Tarih | » yorum bırak;

Yeni.! Cumhuriyet Gazetesi Reklamı na Cevap – Saat ileri.!

Yazan: zulfikar Mart 14, 2007

Bir vatandaş halkı ifsad etmeye çalışan malum gazeteye cevaben bir video ihzar etmiş. Allah razı olsun kendisinden. Buyrun:
Türkiye’nin acı gerçeği!!!

Yazı kategorisi: Videolar | » yorum bırak;