İnkişâf

İnkişâf-ı manevî

Nisan, 2007 için Arşiv

Kravat beline dolayan adam !

Yazan: zulfikar Nisan 24, 2007

Osman Yüksel

Osman Yüksel Serdengeçti! Batılılaşmayı protesto için Meclis’e kravatsız giren milletvekili olarak da ün kazandı. “Kravat” dayatmasına isyanını, kravatı beline dolayarak Genel Kurul’a girmesi ile gösterdi.

Serdengeçti, tepkiler üzerine “Madem kravat takmak şart, ha boynuna takmışsın ha beline.. Ne farkeder!” diyerek, şekilci anlayışla dalgasını geçti.

Osman Yüksel Serdengeçti 1917 doğumludur. Kurtuluş Savaşı onun çocukluk rüyası gibidir. O günleri “Bir Nesli Nasıl Mahvettiler” adlı kitabında çok akıcı ve yakıcı bir dille şöyle anlatır: “Seferberlik yıllarıydı. Cepheye gidenler… Cepheden gelenler… Oralarda kaybolup gidenler… Kendileri yerine künyeleri gelenler… Dul kalan kadınlar… Yetim kalan çocuklar… Şehid oğlunun üzerine ağıt yakan bağrıyanık analar… Anadolu baştan başa bir ‘Dullar ve Yetimler Ülkesi’ne dönmüştü…”
Tabii ki küçük Osman bütün bunları anlayamaz. Bir gün annesine; “Bunlar nereye gidiyorlar?” diye sorar. Annesi kısa yoldan; “Gâvurları öldürmeye gidiyorlar” der. “Gâvurlar nasıl insanlar?” Annesinin biraz canı sıkılır. “Ne bileyim evlâdım” der, “Şapkalı şapkalı herifler işte.”
Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: İslâm Önderleri | » yorum bırak;

“Mehmed Zahid Kotku” Hazretleri

Yazan: zulfikar Nisan 24, 2007

Zâhid Kotku Hz.

13 Kasım 1980 günü Hakk’a yolcu ettiğimiz HOCA EFENDİ Hazretlerini rahmetle anıyoruz

Mehmed Zahid Kotku (ks)

Rahmetullàhi Aleyh’in adı Mehmed Zâhid, soyadı Kotku idi. Kendisinin
naklettiğine göre babası ona: “Oğlum Mehemmed!” diye hitap edermiş.
Soyadının “mütevâzi” mânâsına geldiği nüfus cüzdanının başına not edilmiş idi.
Tevellüdü 1315 hicrî kamerî (rûmî 1313, milâdî 1897) yılında Bursa şehrinde,
kale içinde Türkmenzâde Çıkmazı’ndaki baba evinde vâki olmuştur.
Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: İslâm Önderleri | » yorum bırak;

“DİLİN AFETLERİ”

Yazan: zulfikar Nisan 18, 2007

5872 – Ebu Sa’idi’l-Hudri radıyallahu anh, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’dan anlatıyor:

“Ademoğlu sabaha erdimi, bütün azaları, dile temenna edip: “Bizim hakkımızda Allah’tan kork. Zira biz sana tabiyiz. Sen istikamette olursan biz de istikâmette oluruz, sen sapıtırsan biz de sapıtırız!” derler.”

Tirmizi, Zühd 61, (2409).

5873 – Süfyan İbnu Abdillah radıyallahu anh anlatıyor: “Ey Allah’ın Resûlü dedim, uyacağım bir amel tavsiye et bana!” şu cevabı verdi:

“Rabbim Allah’tır de, sonra doğru ol!”

“Ey Allah’ın Resûlü dedim tekrar. Benim hakkımda en çok korktuğunuz şey nedir?” Eliyle dilini tutup sonra: “İşte şu!” buyurdu.”

Tirmizi Zühd 61, (2412).
Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Hadis-i Şerif | » yorum bırak;

Osmanlı İnsanı ( Bir hatıra )

Yazan: zulfikar Nisan 18, 2007

Yavuz Bahadıroglu

Osmanlı insanı

Tarih : 07.01.2006

Kaht-ı rical (adam kıtlığı) içinde kıvranan canım Türkiyem”e iki “Osmanlı insanı” portresi sunacağım. Bunlardan biri kadındır, biri erkek. Yani gencecik bir karı-kocadan söz edeceğim” Şimdilerde bu insanın ve tabii ki bu idrakın neresinde bulunduğumuzu artık siz hesaplarsınız. “

1912 yılının Aralık ayı başlarıydı. Edirne, aylardan beri Bulgar ordusunun kuşatması ve tazyiki altında yaşama mücadelesi veriyordu. Bu arada, Edirne”nin bazı birliklerle irtibatı kesilmişti. Padişah, Edirne Müstahkem Mevki Kumandanı Şükrü Paşa”ya gönderdiği telgrafta, cansiperane savunmasını tebrik ediyor, Selimiye”yi düşmana bırakmamak için elinden geleni yapacağına inandığını belirtiyordu. Telgrafı okuduktan sonra, Şükrü Paşa, pencereye gitti. Bir zaman Selimiye Camii”nin mahzun minarelerine baktı, yumruklarını sıktı:
“Yok Selimiyem, yok” diye hıçkırdı, “Seni düşmana vermektense, canımı veririm daha iyi! Bu ecdat yadigârı beldeyi düşmana verecek alçak düşünemiyorum. Kanımın son damlasına kadar dayanacağım!”

Toparlandı. Bağlantısı kesilen birliklerden birine önemli bir haber göndermesi gerekiyordu. Emri çoktan yazdırmıştı. Fakat bu sırrı taşıyacak cesarette ve dirayette biri lazımdı. İş kolay değildi. Bu işi üstlenecek olan, hayatından olabilirdi. Çünkü şehir amansız bir kuşatma altında bulunuyordu.

Genç ve gözü pek subaylarını bir bir gözünün önüne getirdi: Mülâzımıevvel Ali, Mülâzımıevvel Cafer, Mülâzımısâni Sadık, Mülâzımısâni Şevket” Hepsi de gözünü budaktan sakınmaz yiğitlerdi. Şimdiye kadar verdiği her göreve tereddütsüz koşmuşlar, gerektiğinde canlarını dişlerine takmaktan çekinmemişlerdi. Ama acaba hangisini seçmeliydi” Emir subayını çağırıp fikrini sordu.

“Paşa Hazretleri” dedi, Emir Subayı, “Bu arkadaşların hepsi de çok iyi. Ama bendeniz, Mülâzımısâni Sadık Efendi”yi münasip bulurum.”
” Neden bu tercihi yapıyorsunuz Binbaşı”.. Bunun özel bir sebebi var mı”"
“Evet, Paşa Hazretleri… Bir kere Sadık Efendi Edirnelidir. Şehri için seve seve canını verir. Üstelik bütün çocukluğu buralarda geçtiği için tüm bölgeyi avucunun içi gibi bilir.”
Şükrü Paşa biraz düşündükten sonra,
“Çağırın gelsin, görüşelim” diye emretti. Mülâzımısâni Sadık Efendi, az sonra Şükrü Paşa”nın huzurundaydı. Paşa”yı askerce selamladı:
“Emrinizdeyim, Paşa Baba!..” Şükrü Paşa, Sadık Efendi”yi karşısına oturttu:
” Oğlum, sana son derece güç bir vazife vereceğim. Öyle güç bir vazife ki, sonunda canından olmak da var. Ne dersin”
“Ne denir, Paşa Baba, can ne gün içindir” Memleketim uğruna şehit olmak, rütbelerin en büyüğüne ulaşmaktır. Bu şerefi benden esirgemeyiniz.”

Hayatından olabileceğini bile bile göreve talip oluyor, hatta yalvarıyordu. Bu ne büyük bir vatan sevgisiydi! Şükrü Paşa”nın gözleri yaşarmış, gözyaşlarını göstermemek için pencereden dışarısını seyretmeye koyulmuştu.
“Pekâlâ, Sadık…” diye konuştu titreyen sesiyle, “Sana bu vazifeyi veriyorum. Allah muinin olsun.” Kucaklayıp alnından öptü: “Hava kararınca yola çıkarsın.” Mülâzımısani Sadık Efendi, gencecik yüzünü ışıl ışıl aydınlatan bir tebessümle topuklarını birbirine vurup selâm durdu:
“Başüstüne, Paşa Baba!..” Sert adımlarla odadan çıktı. Ve ertesi gün acı haber Edirne”ye geldi. Mülâzımısani Sadık Efendi, vazifesini başarmış, fakat geri dönerken yaylım ateşine tutulup şehit edilmişti. Şükrü Paşa, kır karışık sakalını çekiştire çekiştire,
“Vah yavrum, vah ciğerparem” diye ağlıyordu. Birden başını kaldırdı, sertleşti. “Hayır!” diye âdeta bağırdı yanındakilere,

“O büyük şehide acımaya hakkımız yok. Rütbelerin en büyüğüne erişti. Böylesine ancak gıpta etmeliyiz.”
Birkaç gün öğle üzeri, kucağında bir çocuk olan genç bir kadının kendisiyle görüşmek istediğini, Şükrü Paşa”ya bildirdiler. Genç kadın Mülâzımısani Sadık Efendi”nin dul eşiydi. Hemen Paşa”nın odasına aldılar.
“Buyur kızım… Hoş geldiniz.” Çok gençti. Ancak 17-18 yaşında gösteriyordu. Kollarının arasında sevgiyle tuttuğu bebek ise henüz 10 aylıktı.
“Paşa Baba!..” dedi ağlayarak, “Sizi fazla rahatsız etmeyeceğim. Sadık”ım dinim, vatanım için şehit oldu. Ahirette yeniden ona kavuşmak umuduyla ölümü bekleyeceğim. Size asıl şunu söylemeye geldim” ” Kollarının arasında özenle tuttuğu bebeğini, Paşa”ya doğru uzattı: “İşte Sadık”ımın yadigârı!.. Bunu böyle günler için büyütüyorum. Mahzun olmayınız, Paşa Baba… Sadık”ım şehit olduysa, oğlu büyüyüp vatan müdafaasına koşacaktır. Analar daha ne Sadık”lar dünyaya getirir! Sadık”ım da, oğlum da, ben de dinim, vatanım için feda oluruz!”

Paşa hıçkırıklarla sarsılırken kesik kesik bir şeyler mırıldanıyordu: “Selimiye”me artık giremezler, Edirne”mi alamazlar, milletimi esir edemezler!”

Yazı kategorisi: Osmanlı Tarihi | 3 Yorum »

Mustafa Kemal’in ilk meclis konuşması-24 Nisan 1920

Yazan: zulfikar Nisan 9, 2007

Mustafa Kemal Paşa’nın Meclis Başkanı seçilmesinin ardından yaptığı konuşma – 24 Nisan 1920

”Saygıdeğer Efendiler, milletin alınyazısına doğrudan ve tamamen el koyarak Hilafet ve Saltana Makamını uğramış olduğu esaretten kurtarmaya ve ülkenin bütünlüğü ve güvenliği uğrunda her özveriyi büyük bir kesinlikle göstermeye karar vermiş olan Yüce Meclisinizin Başkanlığı’na seçilmek suretiyle hakkımda açıklanmış bulunan güven ve yakınlığa teşekkür borçluyum.

Hayatımın bütün evrelerinde olduğu gibi, son zamanların buhranları ve felaketleri arasında da bir dakika geçmemiştir ki her türlü huzur ve dinlenmemi, her çeşit kişisel duygularımı milletin kurtuluşuna ve mutluluğu adına feda etmekten zevk duymamış olmayayım.

Gerek askerlik ve gerekse siyasi hayatınım bütün zaman ve evrelerini dolduran mücadelelerimde daima hareketim ilkesi milli iradeye dayanarak milletin ve vatanla ihtiyacı olan gayelere yürümek olmuştur.

Bugün Yüce Heyetinizin oybirliği ile sonuçlanmış olan milli güveni değerlerimin çok üstünde görmekle birlikte şahsım için bir amaç olarak değil birlikte giriştiğimiz kutsal mücadelenin yönelmiş bulunduğu gayeleri elde etmek için milletin bağışladığı bir dayanak olarak kabul ediyorum.

Bu milli birliğin bana yüklemiş olduğu sorumluluk, biliyorum ve hepiniz de bilirsiniz ki, çok ağırdır. İçinde yaşadığımız örneği ender bulunan dakikaların tehlikelerine rağmen bu ağır milli sorumluluğun altında ancak Yüce Heyetinizin yardım ve desteği ile ve hak yolundaki mücadelede Yüce Allah’ın koruyuculuğunu ümit ederek çalışacağım.İnşallah Yüce Padişah Efendimiz Hazretleri’nin sağlık ve esenlikle her türlü yabancı kayıtlardan kurtulmuş olarak hükümdarlık makamında sonsuza dek kalmasını Yüce Tanrıdan dua ederim.”Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri. Cilt 1,1919-1938. Ankara 1961. s. 64

cafesiyaset.com

Bakınız

Yazı kategorisi: Yakın Tarih | » yorum bırak;

Türk Gençliğinin Ayıbı

Yazan: zulfikar Nisan 4, 2007

Yazı kategorisi: Videolar | » yorum bırak;