<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>İnkişâf</title>
	<atom:link href="http://inkisaf.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://inkisaf.wordpress.com</link>
	<description>İnkişâf-ı manevî</description>
	<lastBuildDate>Tue, 06 May 2008 13:21:46 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<cloud domain='inkisaf.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://www.gravatar.com/blavatar/e99cf24de3cf74b6ab6eb4f1935b5624?s=96&#038;d=http://s.wordpress.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>İnkişâf</title>
		<link>http://inkisaf.wordpress.com</link>
	</image>
			<item>
		<title>Ben İrtica ile Büyüdüm</title>
		<link>http://inkisaf.wordpress.com/2008/05/06/ben-irtica-ile-buyudum/</link>
		<comments>http://inkisaf.wordpress.com/2008/05/06/ben-irtica-ile-buyudum/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 May 2008 13:21:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zulfikar</dc:creator>
				<category><![CDATA[İrtica]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://inkisaf.wordpress.com/?p=176</guid>
		<description><![CDATA[Çocukluğumdan itibaren benim ilk ve en çok duyduğum kelimelerden biri, irticadır. Daha çocuk yaşımda, babama mânâsını sorduğum ilk kelime de irtica olmuştu. O zamanlar irticacı lafı yoktu, mürteci derlerdi. Bu, çok ağır bir ithamdı. Gerçi bu adı kimse benimsemezdi ama hep söylenirdi. Hatta sayılarının çoğaldığı, güçlerinin arttığı, böyle giderse pek yakında yakıp yıkacakları, ezip geçecekleri [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=inkisaf.wordpress.com&blog=628435&post=176&subd=inkisaf&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Çocukluğumdan itibaren benim ilk ve en çok duyduğum kelimelerden biri, irticadır. Daha çocuk yaşımda, babama mânâsını sorduğum ilk kelime de irtica olmuştu. O zamanlar irticacı lafı yoktu, mürteci derlerdi. Bu, çok ağır bir ithamdı. Gerçi bu adı kimse benimsemezdi ama hep söylenirdi. Hatta sayılarının çoğaldığı, güçlerinin arttığı, böyle giderse pek yakında yakıp yıkacakları, ezip geçecekleri bile söylenirdi. Evet ben çocukken vardı bu bekleyiş. Delikanlı oldum, hep duydum aynı teraneleri. Orta yaşı aştım hâla duymaktayım. Seksen sekiz yaşındaki babam da benim dediklerimi diyor. O da ömür boyu duyagelmiş irticayı ama bir türlü ne olduğunu anlayamamış. Benim çocuklarım da irtica tehlikesiyle büyüdüler. İrtica geldi, gelecek derken ben elhamdülillah torun sahibi oldum. Sanırım pek yakında, torunlarım da bana, “Dedeciğim bu irtica ne demek?” diye soracaklar. Eski Mili Eğitim Bakanlarından rahmetli Tahsin Banguoğlu, benim dedemin emsaliydi, o da bir sohbetimizde, şöyle demişti: “Çocukluğumdan beri hep irtica ile korkutulduk ama hala bu yaşımda ne olduğunu tamamiyle anlayabilmiş değilim. Hep geleceği söylendi ama neredeyse bir asırdır geldiği gittiği yok!” Benim ilk gençlik yıllarımda, Ord. Prof. Dr. Ali Fuad Başgil rahmetli, “İrtica Yaygarası” başlıklı bir yazı yayınlamıştı. O zaman, irticanın yaygarası yapılan bir nesne olduğunu anlar gibi olmuştuk. Ama kimin işine yarıyordu, kimler bu yaygarayı koparıyordu, o zaman tam anlayamamıştık. Daha sonra gericilikten söz edildi. İlericiler vardı, aydınlık kafalılar yani. Ama halkın çoğunluğu cahildi ve gericiydi. İlme, tekniğe, ilerlemeye, gelişmeye karşı olan bu cahil kitle, hep Ortaçağ karınlığına dönmeyi isterdi. Hatta bu geriye dönüşü, sopayla, silahla yapmak isteyenler bile vardı. Zaman içinde anlaşıldı ki halkın çoğunluğu cahil bırakılmıştı ama öğrenmeye ve eğitilmeye çok istekliydi. Ancak eğitim kurumları; inançtan uzak, ibadet ve ahlak hassasiyetine yabancı olduğu için, çocuklarını okutmak istemediler. Üstelik halk çoğunluğunun vurdu kırdıyla da işi yoktu. Benim Dedem Vakkas Ali Efendi, yeni yazı çıkınca, imamlıktan alınıp okula muallim yapılmıştı. Başından sarığı alınıp fötr şapka verilmiş, ayrıca halkevine çağrıldığı zaman da toplantılara eşiyle danslı gelmesi istenmişti. Bu ve benzeri teklifler dedemin hayaline sığışmayan şeylerdi. Tabii ki; fötr şapkadan, şaraptan, danstan kaçmaya çalışınca da, hemen damgayı yemişti: “Mürteci!”</p>
<p>Vehbi Vakkasoğlu</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/inkisaf.wordpress.com/176/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/inkisaf.wordpress.com/176/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/inkisaf.wordpress.com/176/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/inkisaf.wordpress.com/176/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/inkisaf.wordpress.com/176/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/inkisaf.wordpress.com/176/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/inkisaf.wordpress.com/176/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/inkisaf.wordpress.com/176/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/inkisaf.wordpress.com/176/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/inkisaf.wordpress.com/176/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/inkisaf.wordpress.com/176/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/inkisaf.wordpress.com/176/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=inkisaf.wordpress.com&blog=628435&post=176&subd=inkisaf&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://inkisaf.wordpress.com/2008/05/06/ben-irtica-ile-buyudum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/30e9a8c48724d24a96c151cb43d00682?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">m_eyyub</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Hazret-i Üstâd&#8217;ın Mustafâ Kemâl Hakkında Efkârı</title>
		<link>http://inkisaf.wordpress.com/2008/05/05/hazret-i-ustadin-mustafa-kemal-hakkinda-efkari/</link>
		<comments>http://inkisaf.wordpress.com/2008/05/05/hazret-i-ustadin-mustafa-kemal-hakkinda-efkari/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 May 2008 13:29:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zulfikar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://inkisaf.wordpress.com/?p=175</guid>
		<description><![CDATA[Kaynak: sorularlarisaleinur.com
Sual: Bedüzzaman Hz.nin atatürk hakkında görüşleri nedir ve Risalelerde atatürk hakkında görüşleri nelerdir?
Cevabımız
Değerli Kardeşimiz;
Bediüzzaman ve Mustafa Kemal, aynı dönemi idrak etmiş, bir çok siyasi ve içtimai hadiselere birlikte tanık olmuş ve hatta bu hadiselerin şekillenmesinde birer aktör olarak bilfiil yer almış iki önemli tarihi şahsiyettirler.
Bu iki şahsiyet arasında ki, doğrudan ilişki daha çok milli [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=inkisaf.wordpress.com&blog=628435&post=175&subd=inkisaf&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Kaynak: sorularlarisaleinur.com</p>
<p><strong>Sual:</strong> Bedüzzaman Hz.nin atatürk hakkında görüşleri nedir ve Risalelerde atatürk hakkında görüşleri nelerdir?</p>
<p><strong>Cevabımız</strong></p>
<p>Değerli Kardeşimiz;</p>
<p>Bediüzzaman ve Mustafa Kemal, aynı dönemi idrak etmiş, bir çok siyasi ve içtimai hadiselere birlikte tanık olmuş ve hatta bu hadiselerin şekillenmesinde birer aktör olarak bilfiil yer almış iki önemli tarihi şahsiyettirler.</p>
<p>Bu iki şahsiyet arasında ki, doğrudan ilişki daha çok milli mücadele savaşı sonrasına rastlamaktadır.</p>
<p>Yunanlılar, vatan topraklarından atılmış ve yeni siyasi oluşumun ilk adımları olarak TBMM açılmıştır. Mustafa Kemal, istanbulda bulunan ve halk nezdinde büyük bir nüfuza sahip olan Bediüzzamanı Ankara&#8217;ya davet eder. </p>
<p>Bu teklifler üzerine Bedüzzaman Ankra&#8217;ya gelir. Ankara tren garında bir çok milletvekili tarafından karşılanır. </p>
<p>Bediüzzaman ile Mustafa Kemal arasında, ciddi bir diyalog gerçekleşir. İlk dönem milletvekillerinden olan Hüseyin Aksu, Son Şahitler Bediüzzaman’ı Anlatıyor isimli eserin 4. cildinde yaşadığı bir hatırayı şöyle aktarır:</p>
<p>Mecliste Mustafa Kemal ile Bediüzzaman uzun uzun görüşüp konuştular. Mustafa Kemal, kendisinden yardım istedi. “Siz İstanbul’u ahval-i dünyayı biliyorsunuz, birlikte şu memleketi kurtaralım. Bizim gayemizin ne olduğu sizce malûmdur Hocam!” demişti. Konuşmada diğer mebus (milletvekili) arkadaşlar da bulunmuşlardı.</p>
<p>Mustafa Kemal muvaffak olmak için kendisinden dua istedi. Bediüzzaman ise, “Memlekete hizmet edenlerin duasını Allahü Teâlâ kabul eder. Vatan için çalışanların say ü mesaisini Allah boşa çıkarmaz. Biz de duamızı yaparız” demişti…</p>
<p>Bir gün yine Mecliste oturmuş bir sohbet toplantısı yapıyorduk. Orada Mustafa Kemal Paşa ve Bediüzzaman da vardı. Mustafa Kemal: “Hocam bizim gayemizi biliyor musun? Nedir acaba?”</p>
<p>Bediüzzaman cevaben:<br />
“Biliyorum. Bu vatanı kurtarıp, düşmanı bu topraktan atmaktır. Bir binayı yaparken adalet üzerine kurmalıdır. Siz böyle bir adalet ve temel üzerine kurduktan sonra, Allah sizi muvaffak eder” dedi.</p>
<p>Bediüzzaman, bu arada mecliste bir konuşma yapar. milli mücadeleki başarılarından dolayı, başta mustafa kemal olmak üzere emeği geçen bütün milletvekillerini kutlar. Ancak bazı uyarıları ve tavsiyleleri de olur.</p>
<p><strong>O konuşmanın bir kısmını buraya alıyoruz;</strong></p>
<p>*Âlem-i İslâmı mesrur ettiniz, muhabbet ve teveccühünü kazandınız. Lâkin o teveccüh ve muhabbetin idamesi, şeâir-i İslâmiyeyi iltizamla olur. Zira, Müslümanlar İslâmiyet hesabına sizi severler.<br />
&#8230;<br />
*Şu muzafferiyetteki hârikulâde nimet-i İlâhiye bir şükran ister ki devam etsin, ziyade olsun. Yoksa, nimet şükrü görmezse gider. Madem ki Kur&#8217;ân&#8217;ı, Allah&#8217;ın tevfikiyle düşmanın hücumundan kurtardınız. Kur&#8217;ân&#8217;ın en sarih ve en kat&#8217;î emri olan &#8220;salât&#8221; gibi ferâizi imtisal etmeniz lâzımdır-ta onun feyzi, böyle harika suretinde üstünüzde tevâli ve devam etsin.<br />
&#8230;<br />
*Bu millet-i İslâmın cemaatleri, çendan bir cemaat namazsız kalsa, fâsık da olsa, yine başlarındakini mütedeyyin görmek ister. Hattâ, umum şarkta, umum memurlara dair en evvel sordukları sual bu imiş: &#8220;Acaba namaz kılıyor mu?&#8221; derler. Namaz kılarsa mutlak emniyet ederler; kılmazsa, ne kadar muktedir olsa nazarlarında müttehemdir. Bir zaman, Beytüşşebab aşâirinde isyan vardı. Ben gittim, sordum: &#8220;Sebep nedir?&#8221; Dediler ki: </p>
<p>&#8220;Kaymakamımız namaz kılmıyordu, rakı içiyordu. Öyle dinsizlere nasıl itaat edeceğiz?&#8221;<br />
Bu sözü söyleyenler de namazsız, hem de eşkıyâ idiler<br />
&#8230;<br />
*Enbiyanın ekseri Şarkta ve hükemanın ağlebi Garpta gelmesi kader-i ezelînin bir remzidir ki, Şarkı ayağa kaldıracak din ve kalbdir, akıl ve felsefe değil. Şarkı intibaha getirdiniz; fıtratına muvafık bir cereyan veriniz. Yoksa, sa&#8217;yiniz ya hebâen gider, veya muvakkat, sathî kalır.<br />
&#8230;<br />
* Sizin bu İstiklâl Harbindeki muzafferiyetinizi ve âli hizmetinizi takdir eden ve sizi can ü dilden seven cumhur-u mü&#8217;minîndir. Ve bilhassa tabaka-i avâmdır ki, sağlam Müslümanlardır. Sizi ciddî sever ve sizi tutar ve size minnettardır ve fedakârlığınızı takdir ederler. Ve intibaha gelmiş en cesim ve müthiş bir kuvveti size takdim ederler. Siz dahi, evâmir-i Kur&#8217;âniyeyi imtisalle onlara ittisal ve istinad etmeniz, maslahat-ı İslâm namına zarurîdir. Yoksa, İslâmiyetten tecerrüt eden, bedbaht, milliyetsiz, Avrupa meftunu frenk mukallitleri avâm-ı Müslimîne tercih etmek maslahat-ı İslâma münâfi olduğundan, âlem-i İslâm nazarını başka tarafa çevirecek ve başkasından istimdat edecek. </p>
<p>&#8230;<br />
*Bâhusus bu güruh-u mücâhidin ve bu yüksek meclisin ef&#8217;âli taklid edilir. Kusurlarını millet ya taklit veya tenkit edecek; ikisi de zarardır. Demek onlarda hukukullah, hukuk-u ibâdı da tazammun ediyor. Sırr-ı tevatür ve icmâı tazammun eden hadsiz ihbaratı ve delâili dinlemeyen ve safsata-i nefis ve vesvese-i şeytandan gelen bir vehmi kabul eden adamlarla hakikî ve ciddî iş görülmez. </p>
<p>Bediüzzamanın yaptğığı bu konuşmadan Mustafa Kemal, ziyadesiyle rahatsız olur. Zira Bediüzzaman, konuşmasında, milli mücadeleki başarıları milletin iman ve inancına bağlamaktadır. O yüzden ne olursa olsun, milletin din ile bağlarının kuvvetlendirilmesi gerektiğini ifade etmektedir. Hususen namaz ibadetine vurgu yapmaktadır.</p>
<p>Birgün divan-ı riyasette, elli-altmış mebus içinde, karşılıklı fikir teatisinde, M. Kemal Paşa, &#8220;Sizin gibi kahraman bir hoca bize lazımdır. Sizi, yüksek fıkirlerinizden istifade etmek için buraya çağırdık. Geldiniz, en evvel namaza dair şeyleri yazdınız, aramıza ihtilaf verdiniz&#8221; der.<br />
Bu söz üzerine, Bediüzzaman, birkaç makul cevabı verdikten sonra, şiddetle ve hiddetle iki parmağını ileri uzatarak, &#8220;Paşa, Paşa! İslamiyette, îmandan sonra en yüksek hakîkat namazdır. Namaz kılmayan haindir; hainin hükmü merduddur&#8221; der. Fakat Paşa tarziye verir, ilişemez. </p>
<p>Bediüzzaman, Mustafa Kemal için, askeri ve siyasi bir deha tabirini kullanır. Ancak, islam dinine olan lakaydlığından dolayı da kendisini şiddetle tenkit eder. İşte bu fikir ayrılıkları sebebiyle Bediüzzaman, istediği zemini bulamaz ve milletvekillerinin ısrarlarına rağmen Ankaradan ayrılır. </p>
<p>Bediüzzamanın bu mesajları ve nüfuzu, yetkilileri rahatsız eder ve endişelendirir. Bediüzzamanı kayıt altına almak için tedbirler alınır. Bu tedbirler gereği Bediüzzaman için sonu gelmeyen bir sürgün hayatı başlar. Bu hayatın içinde tek bir renk vardır; Izdırap, çile, hapis, zindan, mahkeme ve nihayet mezarında dahi rahat bırakılmamak&#8230; </p>
<p>Selam ve dua ile&#8230;</p>
<p>Editör<br />
www.sorularlarisaleinur.com</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/inkisaf.wordpress.com/175/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/inkisaf.wordpress.com/175/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/inkisaf.wordpress.com/175/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/inkisaf.wordpress.com/175/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/inkisaf.wordpress.com/175/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/inkisaf.wordpress.com/175/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/inkisaf.wordpress.com/175/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/inkisaf.wordpress.com/175/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/inkisaf.wordpress.com/175/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/inkisaf.wordpress.com/175/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/inkisaf.wordpress.com/175/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/inkisaf.wordpress.com/175/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=inkisaf.wordpress.com&blog=628435&post=175&subd=inkisaf&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://inkisaf.wordpress.com/2008/05/05/hazret-i-ustadin-mustafa-kemal-hakkinda-efkari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/30e9a8c48724d24a96c151cb43d00682?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">m_eyyub</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Mus&#8217;ab Ibn-i Ümeyr (r.a)</title>
		<link>http://inkisaf.wordpress.com/2007/06/22/musab-ibn-i-umeyr-ra/</link>
		<comments>http://inkisaf.wordpress.com/2007/06/22/musab-ibn-i-umeyr-ra/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Jun 2007 11:34:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zulfikar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayât'üs Sahâbe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://inkisaf.wordpress.com/2007/06/22/musab-ibn-i-umeyr-ra/</guid>
		<description><![CDATA[Mus&#8217;ab Ibn-i Ümeyr (r.a)
Ashab-ı kirâm&#8217;ın ileri gelenlerinden Künyesi Ebâ Muhammed&#8217;tir. Mekke&#8217;nin zengin ailelerinden olup, yakışıklı ve güzel giyinen bir gençti. Anne ve babası onun üzerine titrerdi. Özellikle, Mekke&#8217;nin en zenginlerinden sayılan annesi, oğluna güzel elbiseler giydirir ve güzel kokular sürerdi. Mekkeliler de onu hayranlıkla seyrederlerdi. Bir defasında Hz. Peygamber de onun hakkında şöyle buyurmuştu: &#8216;Mekke&#8217;de [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=inkisaf.wordpress.com&blog=628435&post=174&subd=inkisaf&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Mus&#8217;ab Ibn-i Ümeyr (r.a)</p>
<p>Ashab-ı kirâm&#8217;ın ileri gelenlerinden Künyesi Ebâ Muhammed&#8217;tir. Mekke&#8217;nin zengin ailelerinden olup, yakışıklı ve güzel giyinen bir gençti. Anne ve babası onun üzerine titrerdi. Özellikle, Mekke&#8217;nin en zenginlerinden sayılan annesi, oğluna güzel elbiseler giydirir ve güzel kokular sürerdi. Mekkeliler de onu hayranlıkla seyrederlerdi. Bir defasında Hz. Peygamber de onun hakkında şöyle buyurmuştu: &#8216;Mekke&#8217;de Mus&#8217;ab b. Umeyr&#8217;den daha güzel giyinen, daha yakışıklı ve nimetler içinde yüzen başka bir genç görmedim&#8217; (İbn Sa&#8217;d, et-Tabakâtü&#8217;l-Kübrâ, Beyrut 1960, III, 116).</p>
<p>Mus&#8217;ab, Mekke&#8217;de o günün şartlarına göre zenginlik ve ihtişam içinde yaşarken, Hz. Peygamber(s.a.s)&#8217;in insanları İslâm&#8217;a davet ettiğini öğrendi. Fazla vakit kaybetmeden Hz. Peygamber&#8217;e giderek iman edip müslüman oldu. O sırada Mekkeliler, müslümanlara yoğun bir baskı uyguladığından, Hz. Mus&#8217;ab müslüman olduğunu ailesinden gizlemek zorunda kalmıştı. Ama o, Peygamberimizi gizlice ziyaret etmeyi de ihmal etmezdi. Ne var ki Osman b. Talha, Mus&#8217;ab&#8217;ın namaz kıldığını görüp durumu annesi ile akrabalarına bildirmişti. Bunun üzerine akrabaları yakalayıp hapsettiler. Mekke&#8217;nin bu nazlı ve zengin genci için artık çile dolu zor günler başlamıştı.</p>
<p>Habeşistan&#8217;a hicret eden ilk kafileye katılıncaya kadar hapiste tutulan Hz. Mus&#8217;ab, hicret imkanı çıkınca, dinini daha rahat bir şekilde yaşayabilmek için Habeşistan&#8217;a hicret etti. Habeşistan dönüşünde Hz. Mus&#8217;ab&#8217;ın durumu tamamen değişmiş ve bu nazlı delikanlının yerini, kalbi İslam ve imanla dopdolu iradesi güçlü kuvvetli, metin bir genç almıştı. Annesi ondaki bu kararlılık ve metaneti görünce, üzerindeki baskısını biraz hafifletmek zorunda kaldı.</p>
<p>Bu sırada Birinci Akabe Beyatı olmuş ve Medinelilerden bir grup İslâm&#8217;ı kabullenmişti. Kendilerine İslâm&#8217;ı anlatmak ve diğerlerine de tebliğ yapmak için Rasulullah&#8217;tan bir öğretici istediler. Hz. Peygamber de bu önemli görev için Hz. Mus&#8217;ab b. Umeyr&#8217;i görevlendirdi. Hz. Mus&#8217;ab onlara hem namaz kıldıracak, hem Kur&#8217;an öğretecek, hem de diğer insanlara İslâm&#8217;ı anlatacaktı ve yeni kimseleri İslâm&#8217;a davet edecekti.</p>
<p>Böylece Medine&#8217;ye ilk hicret eden sahabi Mus&#8217;ab b. Umeyr oluyordu. Medine&#8217;de ilk cuma namazını da Mus&#8217;ab b. Umeyr kıldırdığı kaynaklarda ifade edilir (İbn Sa&#8217;d, a.g.e., III, 118).</p>
<p>Bir yıl sonra Mekke&#8217;ye, hac mevsiminde yanında yetmiş kişi ile gelen Mus&#8217;ab b. Umeyr, Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;e İslâm&#8217;ın Medine&#8217;deki hızlı yayılışının müjdesini verirken şöyle demişti: &#8216;İslâm&#8217;ın girmediği ve konuşulmadığı ev kalmadı.&#8217; Başta Hz. Peygamber olmak üzere bütün müslümanlar bu habere çok sevindiler. Oğlunun Mekke&#8217;ye döndüğünü haber alan annesi onu tekrar hapsetmek istedi. Ancak Mus&#8217;ab bütün bunlara karşı olgun bir müslüman tavrını takınarak imanında direndi ve annesini bundan vazgeçirdi. Onun annesini İslâm&#8217;a daveti bir sonuç vermediği gibi annesi de Mus&#8217;ab&#8217;ı yolundan döndürememişti.</p>
<p>Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;in yanında iki ay kadar kalan Mus&#8217;ab b. Umeyr, Hicretten on iki gün önce Medine&#8217;ye vardı. Hz. Peygamber (s.a.s) onu Sa&#8217;d b. Ebî Vakkas (r.a) ve Ebû Eyyûb el-Ensârî (r.a) ile kardeş ilan etmişti (İbn Sa&#8217;d a.g.e., III, 120).</p>
<p>Bedir savaşında muhacirlerin sancağı onun elindeydi. &#8216;Rasûlullah&#8217;ın bayraktarı&#8217; olarak ün yapmıştı. Uhud savaşında da sancak yine onun elindeydi. Savaş esnasında müslümanların gerilediğini gören Mus&#8217;ab b. Umeyr, atını sağa sola doğru sürüyor ve yüksek sesle şu ayeti okuyordu: &#8216;Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce birçok peygamberler gelip geçmiştir&#8217; (Alu İmrân, 3/144). Bu ayetin Uhud gününe kadar nazil olmadığı ve o gün giderildiği rivayeti, Hz. Mus&#8217;ab&#8217;ın Allah katındaki değerini ifade eder (İbn Sa&#8217;d, a.g.e., III,120,121). Uhud Gazvesinde İslâm ordusunun sancağını taşıyan Mus&#8217;ab b. Umeyr&#8217;in önce sağ kolu kesildi. Hemen sancağı sol eline alarak savaşa devam etti. Fakat ardından sol eli de kesildi. Bu defa vücuduyla sancağa sımsıkı sarıldı ve yukarıdaki ayeti okumaya devam etti. Sonunda müşriklerin bir mızrak darbesiyle şehid oldu. Sancağı hemen Suveybit b. Sa&#8217;d ve Ebû&#8217;r-Rûm b. Umeyr adlı sahabiler aldılar.</p>
<p>Hz. Mus&#8217;ab şehid olarak yerde yatarken, günün sonlarına doğru, Hz. Peygamber (s.a.s) Mus&#8217;ab&#8217;ı elinde sancakla gördü ve &#8216;İleriye git ey Mus&#8217;ab!&#8217; diye emretti. Fakat o kişi geri dönerek &#8216;Ben Mus&#8217;ab değilim&#8217; deyince Hz. Peygamber onun Mus&#8217;ab kılığında savaşan Allah&#8217;ın meleklerinden biri olduğunu anladı (İbn Sa&#8217;d, a.g.e., II, 121).</p>
<p>Uhud savaşında Ashab-ı kiram&#8217;ın ileri gelenlerinden birçok kimse şehid oldu. Hz. Mus&#8217;ab b. Umeyr de şehidler arasındaydı. Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;in ne kadar üzüntülü olduğu yüzünden okunuyordu. Mus&#8217;ab&#8217;ın mübarek na&#8217;şının başucunda oturarak, Uhud şehidleri hakkında nazil olduğu bildirilen şu ayeti okudu: &#8216;Mü&#8217;minlerden öyle er kişiler vardır ki, Allah&#8217;a verdikleri sözde sadakat ettiler. Kimi adağını ödedi şehid oldu. Kimi de (şehid olmayı) bekliyor. Onlar verdikleri sözü asla değiştirmediler&#8217; (el-Ahzab 33/23). Sonra Hz. Peygamber diğer sahabilere, şehidlere yaklaşıp selam vermelerini söyledi ve verilen selamların şehidler tarafından alınacağını ifade etti (İbn Sa&#8217;d, a.g.e., III, 121).</p>
<p>Hz. Mus&#8217;ab şehid edildiğinde kırk yaşlarında idi. Bir zamanlar zenginlik ve refah içinde yaşayan bu değerli insanı kefenleyecek bir örtü dahi bulunamamıştı. Hz. Peygamber, yanına geldiğinde Mus&#8217;ab b. Umeyr eski bir hırkanın içinde saçları dağılmış, vücudu ise kılıç ve mızrak darbeleriyle parçalanmış bir durumda yatıyordu. Hz. Peygamber üzüntülü bir halde şunları söyledi: &#8216;Seni Mekke&#8217;de gördüğümde, senden daha güzel giyinen, senden daha yakışıklı kimse yoktu. Şimdi ise, kefen olarak sarılmış hırkadan başın dışarıda kalıyor.&#8217; Sonra onun için de bir kabir açtılar ve o mübarek sahabiyi de Uhud şehidleri arasına defnettiler.</p>
<p>Allah yolunda canını feda eden bu aziz şehid sahabi için Ashab-ı Kiram&#8217;dan Habbab (r.a) şunları anlatıyor: &#8216;Biz Hz. Peygamberle birlikte Medine&#8217;ye yalnız Allah rızası için hicret ettik. Artık mükâfatını Allah&#8217;tan bekleriz. Arkadaşlarımız arasında bu nimetlerden tatmadan âhirete gidenler vardır ki Mus&#8217;ab b. Umeyr bunlardan biridir. O Uhud günü şehid olmuştu da, kendisini saracak bir kefen dahi bulamamıştık. Yalnız şehidin bir kaftanını bulmuş ve bu aziz şehidi ona sarmaya çalışmıştık. Ancak başını örterken ayakları açılıyor, ayaklarını kapatırken de başı açığa çıkıyordu. Bu yoksulluk karşısında Hz. Peygamber bize şehidin başını örtmemizi ve ayaklarının üstüne de izhîr denilen kokulu ottan koymamızı emretti&#8217; (Buharî, Cenâiz 27; İbn Sa&#8217;d, a.g.e., III, 121).</p>
<p>Mehmet Emin AY</p>
<p>http://www.risale-inur.org/yenisite/moduller/bilgi/index.php?id=44</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/inkisaf.wordpress.com/174/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/inkisaf.wordpress.com/174/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/inkisaf.wordpress.com/174/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/inkisaf.wordpress.com/174/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/inkisaf.wordpress.com/174/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/inkisaf.wordpress.com/174/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/inkisaf.wordpress.com/174/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/inkisaf.wordpress.com/174/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/inkisaf.wordpress.com/174/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/inkisaf.wordpress.com/174/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/inkisaf.wordpress.com/174/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/inkisaf.wordpress.com/174/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=inkisaf.wordpress.com&blog=628435&post=174&subd=inkisaf&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://inkisaf.wordpress.com/2007/06/22/musab-ibn-i-umeyr-ra/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/30e9a8c48724d24a96c151cb43d00682?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">m_eyyub</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Seher Vaktinin Fazileti</title>
		<link>http://inkisaf.wordpress.com/2007/06/13/seher-vaktinin-fazileti/</link>
		<comments>http://inkisaf.wordpress.com/2007/06/13/seher-vaktinin-fazileti/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Jun 2007 11:03:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zulfikar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hadis-i Şerif]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://inkisaf.wordpress.com/2007/06/13/seher-vaktinin-fazileti/</guid>
		<description><![CDATA[Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-den rivâyete göre Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuşlardır;
&#8220;Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ her gece, gecenin son üçde biri kaldığı sırada dünyâ semâsına nüzul eder ve şöyle buyurur: &#8221; Bana duâ eden var mı, duâsına icabet edeyim? İstediğini vereyim. Bana istiğfar eden var mı, onu mağfiret edeyim? (1)
Bu hadîs-i şerîf, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=inkisaf.wordpress.com&blog=628435&post=173&subd=inkisaf&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-den rivâyete göre Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuşlardır;</p>
<p>&#8220;Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ her gece, gecenin son üçde biri kaldığı sırada dünyâ semâsına nüzul eder ve şöyle buyurur: &#8221; Bana duâ eden var mı, duâsına icabet edeyim? İstediğini vereyim. Bana istiğfar eden var mı, onu mağfiret edeyim? (1)</p>
<p>Bu hadîs-i şerîf, gecenin son üçde birinin vakti icabet olduğuna büyük müjdelerle beraber delâlet etmektedir.</p>
<p>&#8220;Gece yarısında semânın kapıları açılır ve bir münâdî şöyle seslenir: &#8220;Hiç duâ eden var mı, icâbet olunsun, bir şey isteyen var mı verilsin, bir sıkıntıda olan var mı kurtarılsın. Her hangi bir duâ ile duâ eden hiç bir müslüman yoktur ki Allah Teâlâ ona icabet etmiş olmasın. Ancak şehveti için koşan zinâkâr kadınla ayyaş ve işret ehli müstesna. &#8221; (2)</p>
<p>&#8220;Gecede bir saat vardır. Müslüman bir kulun dünyâ ve âhiret işinden istediği her hangi bir hayır varsa ve duâsı o saate gelirse muhakkak Allah ona dileğini verir. Bu her geçe vardır. &#8221; (3)</p>
<p>&#8220;Saatlerin efdali gecenin son kısmıdır.&#8221; (4)</p>
<p>Üç kişi vardır ki onlar İblis&#8217;den ve askerlerinin şerrinden masûndurlar:</p>
<p>1- Gece ve gündüz Allah&#8217;ı çok zikredenler,</p>
<p>2- Seher vakitlerinde istiğfar edenler,</p>
<p>3- Allah&#8217;ın haşyetinden ağlayanlar.&#8221; (5)</p>
<p>(1) Buhârî, Teheccûd, 14;<br />
(2) İbn Hanbel, Müsned, 4/217, 3/34, 43, 94.<br />
(3) Tirmizî, Vitr, 16; Nescî, Mevâkit, 35.<br />
(4) Ibn Hanbel, Müsned, 4/385.<br />
(5) el-Camiû&#8217;s-Sağir.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/inkisaf.wordpress.com/173/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/inkisaf.wordpress.com/173/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/inkisaf.wordpress.com/173/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/inkisaf.wordpress.com/173/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/inkisaf.wordpress.com/173/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/inkisaf.wordpress.com/173/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/inkisaf.wordpress.com/173/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/inkisaf.wordpress.com/173/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/inkisaf.wordpress.com/173/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/inkisaf.wordpress.com/173/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/inkisaf.wordpress.com/173/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/inkisaf.wordpress.com/173/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=inkisaf.wordpress.com&blog=628435&post=173&subd=inkisaf&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://inkisaf.wordpress.com/2007/06/13/seher-vaktinin-fazileti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/30e9a8c48724d24a96c151cb43d00682?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">m_eyyub</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>İBN-İ TEYMİYYE (Üstad Necip Fazıl Kısakürek&#8217;den&#8230;..)</title>
		<link>http://inkisaf.wordpress.com/2007/05/27/ibn-i-teymiyye-ustad-necip-fazil-kisakurekden/</link>
		<comments>http://inkisaf.wordpress.com/2007/05/27/ibn-i-teymiyye-ustad-necip-fazil-kisakurekden/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 May 2007 12:56:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zulfikar</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslâm Önderleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://inkisaf.wordpress.com/2007/05/27/ibn-i-teymiyye-ustad-necip-fazil-kisakurekden/</guid>
		<description><![CDATA[Üstad Necip Fazıl Kısakürek&#8217;den&#8230;..
İBN-İ TEYMİYYE
Şimdi bütün bu yolu kaybedişlerin, çamura saplanışların, her şeyi beş hasseden ibaret kuru akıl çerçevesine döküşlerin; ona da nasıl inandıkları ayrı bir mesele teşkil etmek üzere &#8220;Nas-Kur&#8217;ân hükmü&#8221; dışında hiç bir şey kabul etmeyişlerin ve Kur&#8217;ân&#8217;ı kuru akla göründüğü gibi ele alışların baş temsilcisi İbn-i Teymiyye&#8217;ye sıra geliyor.
Sekizinci Hicrî Asrın bu [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=inkisaf.wordpress.com&blog=628435&post=172&subd=inkisaf&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Üstad Necip Fazıl Kısakürek&#8217;den&#8230;..</p>
<p>İBN-İ TEYMİYYE</p>
<p>Şimdi bütün bu yolu kaybedişlerin, çamura saplanışların, her şeyi beş hasseden ibaret kuru akıl çerçevesine döküşlerin; ona da nasıl inandıkları ayrı bir mesele teşkil etmek üzere &#8220;Nas-Kur&#8217;ân hükmü&#8221; dışında hiç bir şey kabul etmeyişlerin ve Kur&#8217;ân&#8217;ı kuru akla göründüğü gibi ele alışların baş temsilcisi İbn-i Teymiyye&#8217;ye sıra geliyor.</p>
<p>Sekizinci Hicrî Asrın bu kuru kafası, kendisinden birkaç asır ilerideki Vehhabîliğe, ondan 1 asır sonra da Mısırlı Muhammed Abduh ve Efganlı Cemaleddin&#8217;e (Cemaleddin-i Efganî) uzaktan ve yakından ana zemini kurmuş ve İslâmı yıkılmak üzüre bir bina farzedip onu dışından payandalamak isteyen daha sonraki (reform)culara doğrudan doğruya veya dolayısiyle dayanak olmuştur.</p>
<p>Bir âlim, evet&#8230; Fakat&#8230; Kuru, hedefini şaşkın, sır âleminin vecde düşürücü müşahedesini kaybetmiş ve derinliğine hikmet ufuklarını karanlığa boğmuş bir ilim, hiçbir şey bilmemekten daha kötüdür. îbn-i Teymiyye bu ikinci sınıfın baş örneğidir; ve mesleği, kısaca, şeriati dış çehresiyle ele almak, onu uzunluğuna ve genişliğine ele alırken derinliğinden mahrum ederek hacimden uzaklaştırmak ve satıh haline getirmek ve bu yolda İslama bir nevi maddecilik ve kuru akılcılık getirmeye kalkışmış olmaktır. Yâni İbn-i Teymiyye, şeriati doğrulayıcı akla, onun gördüğünden-ötesini kabul etmemekle, farkında olmaksızın bir nevi selâhiyet ve hâkimiyet tanımış oluyor ki, akla böyle bir selâhiyet ve hakimiyet tanımak, hem aklı, hem imanı anlamamak ve dalâletin en dipsizine düşmek oluyor. Eğer insan &#8220;ben Kur&#8217;an-ı aklımla tefsir ederim&#8221; dese de tefsiri Beyzavî Tefsirinin aynı olsa yine küfürdedir. Aynı akılla Allah&#8217;ı inkâr edenler, ters tarafından İbn-i Teymiyye ile aynı daire içinde mahpusturlar. Bu bahis gayet girift ve uzundur ve İbn-i Teymiyye mektebinin bazı ihtilâtları, hattâ son zamanlarda yurdumuzda talebe kaydetmeye kadar giden sirayetleri ve kolayca yerleşme avantajı bakımından ne kadar üzerinde durulsa yeridir. Akla bahşedilen öyle bir kolaylık ve ucuzluk ki, yarım akıllara İlâhî esrara karşı bir nevi horozlanma sevdasını veriyor, İlâhî esrarı çözülmüş şifre kâğıtları halinde sepete attırdığının farkında olmuyor; ve işte bu haliyle günümüzde İslâm Enstitülerine kadar sızmış ve bazı gruplar arasında modalaşmış bulunuyor.</p>
<p>Tasavvufu inkâr etmek, Resuller Resulünün ruhâniyet ve bâtınını tanımamaya varır ki, hem de sözde şeriatten yana görünmenin maskesi altında topyekûn ve en hain şekilde küfre ulaşır. Bu gibilerin (diyalektik) tekerlemeleri ise, (Sokrates)in buluşiyle, flüt çalana inanıp da flüte inanmamak derecesinde hayalî bir abes ve hamakat teşkil eder. Anlaşılmaza inanıyor da onun tecellilerindeki sırrîlik ve gizliliğe inanmıyor!</p>
<p>Koca İmam-ı Gazalî&#8230; Aklı akılla tükettikten sonra şöyle der:</p>
<p>&#8220;- Aklın hudut noktasına vardım ve gördüm ki, onunla erişmek boş hayâl&#8230; Peygamberin ruh feyzine yapışmaktan ibaret her şey&#8230; Öyle yaptım ve kurtuldum. Peygamberlik tavrı aklın ötesidir.&#8221;</p>
<p>Bunlarsa aklı tüketip ötesine geçenler değil, en iptidaî aklın tükettikleri&#8230;</p>
<p>&#8220;- İbn-i Teymiyeye, dini içinden zedeleyen kâfir&#8230;&#8221;</p>
<p>Bu sözü, ben söylemiyorum; &#8220;Altun Silsile&#8221;nin 33&#8242;üncü halkası, 14&#8242;üncü Hicrî ve 20&#8242;nci Milâdî Asrın « irşad kutbu » söylüyor.</p>
<p>Kocakarıların hayâl aynasındaki mevhum çizgilerle, Allah&#8217;ın esrar perdesindeki sonsuzluk nakışları ve tasavvufun sahtesiyle gerçeği arasında ayırd edici meleke, işte İbn-i Teymiyyede mevcut olmayan selim akıl ve mümîn kalbleri ışıldatıcı ilâhî nurdur. Nur yoksunu, o&#8230;</p>
<p>Kaynak: Türkiye&#8217;nin Manzarası </p>
<p>***<br />
<span id="more-172"></span><br />
Doğru yolun sapık Kolları Eserinden </p>
<p>Aşağıdaki bölüm Üstadın &#8220;Doğru Yolun Sapık Kolları&#8221; adlı eserinin ikinci faslından, ortaçağ/yeniçağdaki sapık kolların işlendiği bölümden, alınmıştır.</p>
<p>&#8220;&#8230;&#8221;</p>
<p>İkinci devre, temas ettiğimiz gibi, hezeyan aklından sonra akıl hezeyanı çığrıdır ve İbn-i Teymiyye isimli kişiden başlar.</p>
<p>«Hezeyan aklı» tabirinde ağırlık hezeyanda, «akıl hezeyanı»nda ise akılda&#8230; Birinde asıl, akıl taslayan hezeyan, öbüründe de hezeyana varan akıl&#8230; A-B çizgisi veya B-A hattı&#8230; Aynı şey&#8230; Fakat küçük bir (nüans-incelik)farkiyle ikincisi çok mühim ve nazik&#8230; Zira bu devrenin kapı açanı, günümüze kadar gelen ve günümüzde yeniden uyandırılmak istenen, İslam&#8217;a materyalist bakışın son derece tahripçi ve ilerideki ihtilatlariyle gayet tehditçi ilk örneğidir.</p>
<p>Hicri 5. ve 6. Asırlarda Hasan Sabbah&#8217;a kadar gelen ve sonra bir müddet durdurulan hezeyan aklı,7. Asrın sonunda ve 8. Asrın başında İbn-i Teymiyye eliyle ve dış idrak perdesinde mantıki hissini verici bir şeytaniyet dehasiyle, arada devletini kurmuş ve günümüzün iman iddiasındaki sefil idraklerine kadar nüfuz etmiş olarak sürüp geldi.</p>
<p>Ne gariptir ki, bazı muteber İslam ansiklopedilerinde, kıymet hükmü eserlerinde ve çağımızın birtakım karabaş beyaz sarıklılarında ve fetva hokkabazlarında İbn-i Teymiyye, akıl ermez bir itibar merkezi ve ihtiram hedefidir. 7.Asırdan beridir de, büyük bir velinin «dini içinden yıkan kafir» diye andığı bu itikat akrebini ateşle halkalayıcı bir davranış yapılamamış daha doğrusu, onun ilerideki ihtilatlarına karşı bir panzehir tertiplenememiş, bu mevzu küçümsenmiştir.</p>
<p>Büyük bir alim olduğu, hele Hadis ilminde parmakla sayılacak İnsanlar içinde bulunduğu bir hakikattir. Fakat İmam-ı Gazali gibi bir hikmet dehasına saldıran ve onu hadis ilminde cahillikle suçlayan bu adam «kitap yüklü merkep» ölçüsünü yüzde yüz canlandırıcı haliyle cehaletin ta kendisidir.</p>
<p>«Makul ve menkul (akıl ve nakil yoliyle gelen) ilimler arasında uygunluk» isimli 6 ciltlik eseri etrafında yüzlerce eser sahibi&#8230; Kimi felsefeye, kimi bid&#8217;atlere, kimi Hıristiyanlık hayal ve masallarına, kelam ilmine, Rafizilere, Şiilere ve Kaderiyyecilere çatan bu eserlerin yalnız başlıklarını okuyanlar, içinde bomba saklı bir çukulata kutusu gibi onu, en tatlı manada bir Sünnet Ehli mütefekkiri sanabilirler&#8230; Fakat kutuyu açıhnca bomba patlar ve «Kitab-ül-İman» isimli eserin sahibi bu sapığın, akli metoda hezeyan kusturan ve maverai idraki katleden «suret-i hak» peçeli bir imansız olduğu meydana çıkar.</p>
<p>Davası, şu maddelerin çerçevesi içinde hulasa edilebilir: «Kur&#8217;an ayniyle, noktası noktasına zahirine göre anlaşılmalı ve ele alınmalıdır. Allah, Kur&#8217;anında Arş üstünde istiva ettiğini, zatiyle mekan ifade ettiğini mi bildiriyor, aynen böyledir ve onu şekil ve mekandan tenzih edici hiçbir mecazi idrake sebep yoktur. Allah (benim elim her elin üstündedir!) buyururken bu ifade mecazi değil, aynen vakidir. Bahis mevzuu el de bildiğimiz insan elidir.»<br />
Ve işin en korkunç tarafı şu hükümde:</p>
<p>«Allah, ayniyle insan şekil ve suretindedir.»</p>
<p>Nitekim bir gün Şam&#8217;da zehrini ürettiği demlerde minberden bir iki basamak iner ve şöyle der:</p>
<p>- «İşte Allah, benim bu minberden indiğim gibi yere iner! »</p>
<p>Serapa küfür belirten bu görüşten sonra talak (boşanma) ve zekat bahsinde şeriate tam zıt nice iddialar&#8230; Din ölçülerinin üçüncü temeli «icma-ümmetin toplu hükmü» usulüne aykırılık ve bu aykırılığın caiz olduğu hükmü&#8230; Hazret-i Ömer ve Ali&#8217;ye hücumlar ve onların güya yanıldıkları noktaları sayıya vurmalar&#8230; İmam-ı Gazali ve Muhiddin Arabi&#8217;yi küfürle itham etmeye kadar gitmeler. </p>
<p>Ve en hassas tehlike noktası ve nasipsizlik ifadesi olarak, tasavvufu, batın temelini, topyekun evliyayı, ruhu, ruhaniyeti inkar etmesi ve onlara yönelmeyi küfür sayması, türbe ve mezarları ziyarete şirk göziyle bakması, hatta Allah Resulünün Kabe&#8217;den üstün bilinen mukaddes Ravzasına kadar ruhaniyet yollarını tıkamaya kalkması&#8230;</p>
<p>Bu adam, apaçıktır ki, dış dünyayı dışların dışından beş hasseden başka hiçbir anlayış ve seziş melekesine sahip değildir ve İlahi idrakten yana kör ve topaldır.</p>
<p>İbn-i Teymiyye, aklı çıkmaz sokaklara sürücü ve güya mantık zırhı içinde yürütücü ve topyekün insan ve kainatı kaybettirici nazariyelerinin, kendisinden 4 asır sonra da batı materyalizmasına akraba bir mahiyet kazanmasına ve arınmasını bekleyen İslamı temelinden çürütme istidadının doğmasına vesile olmasaydı ele alınmaya değmezdi. Fakat belirttiğimiz hususiyetleri bakımından, İslamı arınma davasının en büyük düşmanları arasında yer alıyor ve kozasında ölen bir böcek gibi eserlerinin ölü muhafazası içinde bırakılmaya gelmez bir mahiyet arzediyor.</p>
<p>Bugünkü Vehhabiliğin, başıboş içtihad davranışlarının, her türlü reformcuların, her türlü ruh ve mana zedeleyicilerinin, doğrudan doğruya, yahut dolayısiyle babası İbn-i Teymiyyedir ve onu «İslam materyalisti» diye yaftalamak yerinde bir teşhistir. Zira o&#8217;nun sistemi Allah ve Resulüne inanmanın değil, inanmamanın ve ancak böyle olursa tersinden mantıkı bir tertibe girmesi kaabil bir görüş belirtmektedir ve güneşi kabul edip ışığını kabul etmemek gibi bir akıl hezeyanı içine düştüğü tezat kuyusunu sadece herşeyi inkar etmek suretiyle kapatabilir ve tezadsız bir küfür olarak kalır. Oysa, en büyük tezad içinde küfür&#8230; Allaha, yani gaibe inanan, böylece gaibler ve sırlar alemine bel bağlayan bir anlayış nasıl olur da ruhu, ruhaniyeti reddeder, Kur&#8217;andan başlayarak herşeyi beş hasse planına bağlar ve Yaratıcıya insanı vasıflar verir?&#8230;</p>
<p>Bütün bu verdiğimiz bilgiler gerçeğe öylesine uygundur ki. Batı kaynaklı ve Cumhuriyet mamülü bir eser olmasına rağmen sanki Sünnet Ehli diliyle konuşuyormuşçasına, Maarif Vekaletinin yayınladığı «İslam Ansiklopedisi»nde bile kayıtlıdır.</p>
<p>İbn-i Teymiyye devri Osmanlı Devletinin kuruluş zamanlarına tesadüf eder. Merkezini kurduğu yer, Mısır&#8230; Mısır Sultanının huzurunda bazı din adamlarıyla tartışmalara girişir ve neticede Kahire kalesinde hapse atılır. Bir müddet sonra kurtulur. Mısır&#8217;dan çıkar ve aynı yolda devam ettiği için Şam zindanına atılır.</p>
<p>İslam alimleri İbn-i Teymiyye mevzuunda değişik fikirlere yer vermiş ve bir kısmı onu rafizilik ve küfürle suçlandırırken bir kısmı da ilmine hayran ve iddialarına taraftarımsı veya sükuti bir tavır takınmışlardır. İbn-i Batuta ve İbn-i Hacer gibi büyükler o&#8217;nun sapıklığına inananlar arasındadır. Buna mukabil, birkaç asır sonra gelecek ve en tehlikeli yolu açacak olan Mısırlı Şeyh M. Abduh tarafından kurulan «Mısır Islahat Fırkası» onun eserlerine kucak açmış ve yerinde görüleceği gibi, İslamı asliyetinden inhiraf ettirmekten başka manaya çekilemez reformculuk cereyanının ilk destekçisi saymıştır.</p>
<p>Kur&#8217;an ve Hadisin zahirine göre itikat ve amel etmek ve bu iki emir kutbunun hakikatine erme yolunda ne «İcma», ne de «Kıyas» gibi hiçbir vasıta tanımamak, maverai her anlayış ve görüşü dibinden kazımak ve böylece başta Kur&#8217;an ve Hadis bulunmak üzere topyekün kainatı elden çıkarmak ve ebedi helake yol açmak metodundaki bu adam, birkaç cilt içinde serptiği zehirli tohumların, nihayet bir devlet ve maddecilik dünyasına uygun bir zihniyet ağacı haline gelmesinden başlıca sorumludur.</p>
<p>«Arınma Çağında İslam»ın da, içten başlıca bozguncusu olarak tam bir teşrih ve tahlile tabi tutulması gereken habaset merkezi&#8230;</p>
<p>******************</p>
<p>&#8220;- İbn-i Teymiyeye, dini içinden zedeleyen kâfir&#8230;&#8221;</p>
<p>Bu sözü, ben söylemiyorum; &#8220;Altun Silsile&#8221;nin 33&#8242;üncü halkası, 14&#8242;üncü Hicrî ve 20&#8242;nci Milâdî Asrın « irşad kutbu » söylüyor.</p>
<p>*****************</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/inkisaf.wordpress.com/172/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/inkisaf.wordpress.com/172/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/inkisaf.wordpress.com/172/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/inkisaf.wordpress.com/172/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/inkisaf.wordpress.com/172/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/inkisaf.wordpress.com/172/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/inkisaf.wordpress.com/172/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/inkisaf.wordpress.com/172/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/inkisaf.wordpress.com/172/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/inkisaf.wordpress.com/172/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/inkisaf.wordpress.com/172/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/inkisaf.wordpress.com/172/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=inkisaf.wordpress.com&blog=628435&post=172&subd=inkisaf&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://inkisaf.wordpress.com/2007/05/27/ibn-i-teymiyye-ustad-necip-fazil-kisakurekden/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>81</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/30e9a8c48724d24a96c151cb43d00682?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">m_eyyub</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>GERÇEK GÜN YÜZÜNE ÇIKINCA</title>
		<link>http://inkisaf.wordpress.com/2007/05/26/gercek-gun-yuzune-cikinca/</link>
		<comments>http://inkisaf.wordpress.com/2007/05/26/gercek-gun-yuzune-cikinca/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 May 2007 13:55:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zulfikar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye ve Kıssalar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://inkisaf.wordpress.com/2007/05/26/gercek-gun-yuzune-cikinca/</guid>
		<description><![CDATA[Zülkarneyn Aleyhisselam ordusuyla gece yolda giderken ordusuna &#8216;ayağınıza takılan şeyleri toplayın&#8217; diye emir verir. Ordu bu emri duyunca; içlerinden bir grup:
-&#8217;Çok yürüdük, çok yorgunuz. Gece vakti bir de ayağımıza takılan şeyleri toplayarak boşuna ağırlık mı yapacağız. Hiçbir şey toplamayalım&#8217; diyerek hiçbir şey toplamıyorlar.
İkinci grup ise:
-&#8217;Madem Komutanımız emretti, birazcık toplayalım, emre muhalefet etmeyelim. Zira ordunun komutanına [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=inkisaf.wordpress.com&blog=628435&post=171&subd=inkisaf&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>Zülkarneyn Aleyhisselam ordusuyla gece yolda giderken ordusuna &#8216;ayağınıza takılan şeyleri toplayın&#8217; diye emir verir. Ordu bu emri duyunca; içlerinden bir grup:<br />
-&#8217;Çok yürüdük, çok yorgunuz. Gece vakti bir de ayağımıza takılan şeyleri toplayarak boşuna ağırlık mı yapacağız. Hiçbir şey toplamayalım&#8217; diyerek hiçbir şey toplamıyorlar.<br />
İkinci grup ise:<br />
-&#8217;Madem Komutanımız emretti, birazcık toplayalım, emre muhalefet etmeyelim. Zira ordunun komutanına itaat etmek gerekir.&#8217; diyerek az bir şey topluyorlar.<br />
Üçüncü grup ise:<br />
-&#8217;Komutanımız bir şeyi boşuna emretmez. Muhakkak bildiği bir şey vardır. Bir hikmete mebnidir&#8217; diyerek bütün abalarını ağzına kadar doldururlar.<br />
Sabah olduğunda bir de bakıyorlar ki, meğer bir altın madeninden geçmişler de, ayaklarına değen şeylerin altın olduğunun farkına varamamışlar. Bunu anlayınca, hiç almayan birinci grup:<br />
-Ah niçin almadık! Nasıl dinlemedik komutanımızın sözünü. Keşke alsaydık! Bir tane bari alsaydık&#8217; diyerek pişman oluyorlar.<br />
Az alan ikinci grup ise:<br />
-&#8217;Ah ne olaydı da biraz daha fazla alsaydık. Ceplerimizi, abalarımızı hınca hınç doldursaydık&#8217; diye sitem ediyorlar kendilerine.<br />
Çok alan üçüncü grup ise:<br />
&#8216;Keşke gereksiz, lüzumu olmayan eşyalarımı atsaydım, daha çok toplasaydım. Her şeyimizi doldursaydık, daha fazla alsaydık&#8217; diyerek, fazla almalarına rağmen üzülüyorlar.<br />
İşte bu misalde olduğu gibi, Ahirette bütün insanlarda bunun gibi ağıtlarda bulunacak.<br />
Kafir olan:<br />
- &#8216;Keşke iman etseydik, keşke inansaydık da hiç olmasa Cehenneme girdikten sonra iman etmemiz sonucunda Cennete girseydik,ebedi cehennemden kurtulsaydık.&#8217;<br />
Mü&#8217;min, fakat az sevabı olan:<br />
-&#8217;Keşke biraz daha sevap işleseydim de, biraz daha ikrama mazhar olsaydım.&#8217;<br />
Mü&#8217;min, çok sevabı olan ise;<br />
-&#8217;Ah ne olaydı da Makamımı biraz daha yükseltecek bir vakit daha namaz kılsaydım, biraz daha fazla sadaka verseydim, oruç tutsaydım, biraz daha sevap işleyecek ameller yapsaydım&#8230;&#8217; diyeceklerdir.<br />
Rabbim bu misallerden ders alıp, Ahirette pişman olmayacağımız ameller işlemeyi nasip eylesin&#8230;.</strong></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/inkisaf.wordpress.com/171/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/inkisaf.wordpress.com/171/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/inkisaf.wordpress.com/171/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/inkisaf.wordpress.com/171/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/inkisaf.wordpress.com/171/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/inkisaf.wordpress.com/171/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/inkisaf.wordpress.com/171/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/inkisaf.wordpress.com/171/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/inkisaf.wordpress.com/171/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/inkisaf.wordpress.com/171/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/inkisaf.wordpress.com/171/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/inkisaf.wordpress.com/171/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=inkisaf.wordpress.com&blog=628435&post=171&subd=inkisaf&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://inkisaf.wordpress.com/2007/05/26/gercek-gun-yuzune-cikinca/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/30e9a8c48724d24a96c151cb43d00682?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">m_eyyub</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Seyyid Kutb kimdir?</title>
		<link>http://inkisaf.wordpress.com/2007/05/20/seyyid-kutb-kimdir/</link>
		<comments>http://inkisaf.wordpress.com/2007/05/20/seyyid-kutb-kimdir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 May 2007 08:57:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zulfikar</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslâm Önderleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://inkisaf.wordpress.com/2007/05/20/seyyid-kutb-kimdir/</guid>
		<description><![CDATA[21.10.1977 tarihli Tercüman Gazetesinden
S. Kutup hakkında Necip Fazıl’ın son görüşü şöyledir:
Bir de Seyyid Kutup var&#8230; Kendisinden af dilemesini isteyen yakışıklı orangotan maymunu Nasır&#8217;a «Bir mümin bir münafıktan af dilemez!» cevabını veren ve kahramanca ölmeyi bilen bu zatı «Sahte Kahramanlar» konferansımda gerçek kahraman olarak göstermiştim. Fakat sonradan gördüm ki, Seyyid Kutup bir İbn-i Teymiyye meddahıdır ve [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=inkisaf.wordpress.com&blog=628435&post=170&subd=inkisaf&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>21.10.1977 tarihli Tercüman Gazetesinden</p>
<p>S. Kutup hakkında Necip Fazıl’ın son görüşü şöyledir:</p>
<p>Bir de Seyyid Kutup var&#8230; Kendisinden af dilemesini isteyen yakışıklı orangotan maymunu Nasır&#8217;a «Bir mümin bir münafıktan af dilemez!» cevabını veren ve kahramanca ölmeyi bilen bu zatı «Sahte Kahramanlar» konferansımda gerçek kahraman olarak göstermiştim. Fakat sonradan gördüm ki, Seyyid Kutup bir İbn-i Teymiyye meddahıdır ve kellesini kaptırdığı sosyalizma yularının zoruyla Hazret-i Osman&#8217;a adaletsizlik isnat eden ve dil uzatan bir bedbahttır.</p>
<p>idam edilmeden bu sapıklıklardan istiğfar ettiğini söyleyenler oldu. Eğer öyleyse tam kahraman ve şehit&#8230; Değilse, mücadelesi kafire karşı bir sapığın davranışından ileri geç­meyen bir zavallı.</strong></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/inkisaf.wordpress.com/170/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/inkisaf.wordpress.com/170/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/inkisaf.wordpress.com/170/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/inkisaf.wordpress.com/170/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/inkisaf.wordpress.com/170/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/inkisaf.wordpress.com/170/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/inkisaf.wordpress.com/170/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/inkisaf.wordpress.com/170/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/inkisaf.wordpress.com/170/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/inkisaf.wordpress.com/170/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/inkisaf.wordpress.com/170/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/inkisaf.wordpress.com/170/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=inkisaf.wordpress.com&blog=628435&post=170&subd=inkisaf&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://inkisaf.wordpress.com/2007/05/20/seyyid-kutb-kimdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/30e9a8c48724d24a96c151cb43d00682?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">m_eyyub</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Besmele Tefsîri</title>
		<link>http://inkisaf.wordpress.com/2007/05/14/besmele-tefsiri/</link>
		<comments>http://inkisaf.wordpress.com/2007/05/14/besmele-tefsiri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 May 2007 17:22:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zulfikar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tefsir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://inkisaf.wordpress.com/2007/05/14/besmele-tefsiri/</guid>
		<description><![CDATA[Rahmân ve Rahîm Allah&#8217;ın adıyla
1- Mushaf-ı şeriflerde iki türlü besmele vardır. Birisi sûre başlarında yazılan ve sûreden bağımsız olan besmele, diğeri Neml Sûresinin (Neml, 27/30) âyetindeki besmeledir. Bu besmelenin, Neml sûresinin bu âyetinin bir parçası olduğu açıkça bilinmektedir. Bundan dolayı besmelenin Kur&#8217;ân âyeti olduğunda şüphe yoktur ve bu durum, açık tevatür ile ve âlimlerin ittifakıyla [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=inkisaf.wordpress.com&blog=628435&post=168&subd=inkisaf&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Rahmân ve Rahîm Allah&#8217;ın adıyla</p>
<p>1- Mushaf-ı şeriflerde iki türlü besmele vardır. Birisi sûre başlarında yazılan ve sûreden bağımsız olan besmele, diğeri Neml Sûresinin (Neml, 27/30) âyetindeki besmeledir. Bu besmelenin, Neml sûresinin bu âyetinin bir parçası olduğu açıkça bilinmektedir. Bundan dolayı besmelenin Kur&#8217;ân âyeti olduğunda şüphe yoktur ve bu durum, açık tevatür ile ve âlimlerin ittifakıyla kesin olarak bilinmektedir. Fakat sûre başlarında yazılan ve her sûreyi birbirinden ayıran ve kırâetin başında okunan besmeleye gelince: Bunun o sûrelerden birinden veya her birinden bir âyet veya âyetin bir kısmı veyahut başlıbaşına Kur&#8217;ân&#8217;dan tam bir parça olup olmadığı, Neml sûresindeki besmele gibi besbelli olmadığından bu besmelenin Kur&#8217;ân&#8217;dan olup olmadığı hususu, tefsirde ve usul ilminde bilimsel açıdan tartışmalı bir meseleyi meydana getirmiştir ki bilhassa iman, namaz ve kırâet konularıyla ilgilidir.</p>
<p>Said b. Cübeyr Zührî, Atâ ve İbnü Mübarek hazretleri besmelenin başında bulunduğu her sûreden birer âyet olduğunu söylemişlerdir ki, Kur&#8217;ân&#8217;da yüz onüç âyet eder. İmam Şâfiî hazretleri ve talebeleri bu görüş üzerindedirler. O halde Fâtiha&#8217;nın yedi âyetinden birincisi besmeledir. Ve &#8220;en&#8217;amte aleyhim&#8221; bir âyet başı değildir. Bunun için Şâfiîler namazda besmeleyi yüksek sesle okurlar. Çünkü Şâfiîler diyorlar ki; selef (ilk dönem alimleri) bu besmeleleri Mushaflarda yazmışlar, bunun yanında Kur&#8217;ân&#8217;ın âyet olmayan şeylerden tecrid etmesini tavsiye etmişlerdir. Ve hatta Fâtiha&#8217;nın sonunda &#8220;âmîn&#8221; bile yazmamışlardır. Eğer sûrelerin başındaki besmeleler Kur&#8217;ân olmasaydı onları da yazmazlardı. Kısacası Mushaf&#8217;ın iki kapağı arasında Kur&#8217;ân&#8217;dan başka birşey bulunmadığında İslâm alimlerinin ittifakı vardır. Ve bunu destekleyen özel hadisler de rivayet edilmiştir. O hadislerden birisi İbn Abbas (r.a.)&#8217;dan: &#8220;Besmeleyi terk eden Allah&#8217;ın kitabından yüz ondört âyet terketmiş olur.&#8221; Ebu Hüreyre (r.a.)&#8217;den: &#8220;Resulullah efendimiz &#8216;Fâtihatü&#8217;l-Kitab (Fâtiha sûresi) yedi âyettir, bunların başı</p>
<p>&#8220;Bismillahirrahmanirrahim&#8221;dir buyurdu. Ümmü Seleme (r.a.)&#8217;den: &#8220;Resulullah (s.a.v.) Fâtiha&#8217;yı okudu ve &#8220;Bismillahirrahmanirrahim elhamdülillahi rabbil âlemîn&#8221;i bir âyet saydı. O halde Fâtiha&#8217;dan bir âyet değilse, âyetin bir kısmıdır. Bundan dolayı namazda okunması farzdır ve yüksek sesle okunur. İmam Şâfiî gibi Ahmed b. Hanbel hazretlerinden de bu iki hadis arasında tereddütlü iki rivayet vardır.</p>
<p>Diğer taraftan İmam Mâlik hazretleri Kur&#8217;ân&#8217;ın her yerinde dahi Kur&#8217;ân&#8217;dan olduğu açıkça ve tevatür yoluyla belli olacağı, halbuki hakkında değişik görüşler bulunan bir sözün Kur&#8217;ân&#8217;dan olduğuna hükmedilemiyeceğinden dolayı ve Medine halkının geleneğine dayanarak sûre başlarındaki besmelelerin ne Fâtiha ne de diğer sûrelerden, ne de bütün Kur&#8217;ân&#8217;dan özel bir parça olmadığına ve Neml Sûresi&#8217;ndeki âyetten başkasında besmelenin Kur&#8217;ân olmayıp sûreleri birbirinden ayırmak ve teberrük (mübarek sayıldığı) için yazıldığı görüşünü ileri sürmüş ve bundan dolayı namazda ne yüksek sesle ne de gizli okunması uygun olmaz demiştir. Bunun için Mâlikîler namazda besmeleyi okumazlar.</p>
<p>Hanefîlere gelince, bu mezhebin en sıhhatli görüşü şudur: Sûrelerin başındaki besmele başlı başına bir âyet olarak Kur&#8217;ân&#8217;dandır. Ve sûrelerin hiç birinin bir parçası olmayarak sûreleri birbirinden ayırmak ve sûre başında teberrük olunması için inmiştir. Gerçekten yukarıda zikredilen karşıt iki değişik görüş ve delil içinde ortaya çıkan kat&#8217;î olarak bilinen nokta budur. Madem ki, yukarıda açıklanan şartlar gereğince mushafın her iki kabı arasında Kur&#8217;ân&#8217;dan başka birşey yazılmadığına dair ittifak vardır; o halde sûre başlarındaki besmeleler de Kur&#8217;ân&#8217;dandır. Şâfiî&#8217;nin ileri sürdüğü delilin kesin iddiası budur. Madem ki besmelenin, başında bulunduğu sûrelerden bir parça olduğunu bildiren açık mütevatir bir delil de yoktur, o halde hiç birinden bir parça da değildir. İşte Mâlikî delilinin kesin iddiası da budur. Bundan dolayı iki delilin birbirine yakın bu noktalarının birlikte ifade ettiği mânâ da; söylediğimiz gibi besmelenin bütün sûrelerden ayrı başlıbaşına bir âyet olmasıdır ki, bu konuyla ilgili değişik &#8220;ahad haber&#8221;lerden çıkan ortak hüküm de bu olur. O halde Fâtiha gibi, besmelenin her namazda okunması vacip değildir. Fakat gerek namazda ve gerek namaz dışında her Kur&#8217;ân okunuşunun ve her önemli işin başında okunması sünnettir. Bunun için namazın her rekatında, kırâetin başında okuruz, ortasında okumayız. Ancak Fâtiha&#8217;nın bir parçası olduğu anlaşılmasın diye kırâeti yüksek sesle okunan namazlarda da onu gizli okuruz ve böyle okunmasında bütün hanefîler görüşbirliği içindedirler. İşte böyle seçkin bir âyettir.</p>
<p>elmalılı m. hamdi yazırın tefsirinden alıntı. </p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/inkisaf.wordpress.com/168/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/inkisaf.wordpress.com/168/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/inkisaf.wordpress.com/168/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/inkisaf.wordpress.com/168/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/inkisaf.wordpress.com/168/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/inkisaf.wordpress.com/168/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/inkisaf.wordpress.com/168/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/inkisaf.wordpress.com/168/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/inkisaf.wordpress.com/168/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/inkisaf.wordpress.com/168/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/inkisaf.wordpress.com/168/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/inkisaf.wordpress.com/168/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=inkisaf.wordpress.com&blog=628435&post=168&subd=inkisaf&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://inkisaf.wordpress.com/2007/05/14/besmele-tefsiri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/30e9a8c48724d24a96c151cb43d00682?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">m_eyyub</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>En&#8217;âm &#8211; 68 / Kurtûbî Tefsiri</title>
		<link>http://inkisaf.wordpress.com/2007/05/14/enam-68-kurtubi-tefsiri/</link>
		<comments>http://inkisaf.wordpress.com/2007/05/14/enam-68-kurtubi-tefsiri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 May 2007 17:08:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zulfikar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tefsir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://inkisaf.wordpress.com/2007/05/14/enam-68-kurtubi-tefsiri/</guid>
		<description><![CDATA[68. Âyetlerimize dalanları gördüğün zaman, onlar başka bîr söze dalıncaya kadar kendilerinden yüzçevir! Eğer şeytan sana unutturursa, artık hatırladıktan sonra o zalimler topluluğu ile oturma!
Yüce Allah&#8217;ın: &#8220;Âyetlerimize dalanları gördüğün zaman, onlar başka bir söze dalıncaya kadar kendilerinden yüzçevir&#8221; buyruğuna dair açıklamalarımızı iki başlık halinde sunacağız: [110] 
1. Allah&#8217;ın Âyetlerine Dil Uzatanlardan Yüzçevirmek:
Yüce Allah&#8217;ın: &#8220;Âyetlerimize&#8221; yalanlamak, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=inkisaf.wordpress.com&blog=628435&post=167&subd=inkisaf&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>68. Âyetlerimize dalanları gördüğün zaman, onlar başka bîr söze dalıncaya kadar kendilerinden yüzçevir! Eğer şeytan sana unutturursa, artık hatırladıktan sonra o zalimler topluluğu ile oturma!</p>
<p>Yüce Allah&#8217;ın: &#8220;Âyetlerimize dalanları gördüğün zaman, onlar başka bir söze dalıncaya kadar kendilerinden yüzçevir&#8221; buyruğuna dair açıklamalarımızı iki başlık halinde sunacağız: [110] </p>
<p>1. Allah&#8217;ın Âyetlerine Dil Uzatanlardan Yüzçevirmek:</p>
<p>Yüce Allah&#8217;ın: &#8220;Âyetlerimize&#8221; yalanlamak, reddetmek ve alay etmek suretiyle &#8220;dalanları gördüğün zaman, onlar başka bir söze dalıncaya kadar kendilerinden yüzçevir&#8221; buyruğunda hitap, mücerred olarak Peygamber (sav)&#8217;a yöneliktir. Şöyle de denilmiştir: Mü&#8217;minler de bu hitaba onunla birlikte dahildirler, Bu, sahih bir görüştür. Çünkü, bu yüzçevirmenin gerekçesi, Allah&#8217;ın âyetlerine dalınmakta olduğunu işitmektir. Bu da hem mü&#8217;minleri hem onu kapsamına alır.</p>
<p>Şöyle de açıklanmıştır: Bununla kastedilen yalnızca Peygamber aleyhissalatu vesselamdır.<br />
Çünkü, onun müşriklerin yanından kalkıp gitmesi, müşriklere oldukça ağır gelirdi. Mü&#8217;minlerin kalkıp gitmesi ise onlar tarafından böyle değerlendirilmiyordu. Bununla Hz. Peygamber âyetlere dalıp alay ettikleri takdirde yanlarından kalkıp gitmek suretiyle onlardan uzaklaşmakla emrolundu. Böylelikle edeplerini takınarak Allah&#8217;ın âyetlerine dalıp onlarla alay etmeyi terk etsinler.</p>
<p>Dalmak (havd), aslında suda olur. Daha sonra bu kelime bilinmeyen şeylerin derinliklerine<br />
-insanın üstünü örtüp kapatan yüksek sulara benzetilerek- dalması hakkında kullanılır oldu.<br />
Böylelikle hissedilir ve maddi olan bir anlam, akıl ile kavranılan manevi bir anlam hakkında<br />
istiare yoluyla kullanılmış oldu. Bu kelimenin karıştırmaktan alınmış olduğu da söylenmiştir.<br />
Buna göre, daldığın her bir şeyi karıştırdın, anlamı vardır. Nitekim su, bala karıştsrıldığı<br />
vakit de: &#8220;Suyu bala kattı, karıştırdı,&#8221; denilir.</p>
<p>Şanı yüce Allah, bu âyet-i kerime ile Peygamberine -Salat ve Selam ona-edep öğretmektedir.  Çünkü o, müşrik bir topluluğun yanına oturur, onlara öğüt verir ve onları davet ettiği halde onlar Kur&#8217;an-ı Kerîm ile alay ediyorlardı. Yüce Allah onların bu tavırlarını reddeden bir şekilde onlardan yüz çevirmesini emretti. İşte bu da şuna delildir: Bir kimse başkasının münker işlediğini bilse ve yapacağı nasihatini kabul etmeyeceğini de bilecek olsa, onun bu davranışını reddeden bir eda ile yüzçevirmesi ve ona yönelmemesi gerekir.</p>
<p>Şibl, İbn Ebi Necih&#8217;ten, o da Mücahid&#8217;den yüce Allah&#8217;ın: &#8220;Âyetlerimize dalanları gördüğün zaman&#8221; buyruğu hakkında şöyle dediğini nakletmektedir: Bunlar Allah&#8217;ın Kitabı ile alay eden kimselerdir. Şanı yüce Allah, unutması hali dışında onlarla beraber oturmasını kendisine yasakladı.  Eğer unutur da oturacak olursa, hatırlamasıyla birlikte kalkıp gitmeli. Verkâ da İbn Ebi Necih&#8217;ten, o, Mücahid&#8217;den şöyle dediğini nakletmektedir: Burada sözü geçenler, Kur&#8217;an-ı Kerîm hakkında hak olmayan şeyler söyleyenlerdir. [111]<br />
<span id="more-167"></span><br />
2. Bid&#8217;at Sahiplerine Karşı Taktnılması Gereken Tavırlar:</p>
<p>Hüccet olan imamlarla onların peşinden gidenlerin, takiye olmak üzere fasıklarla beraber oturup kalkabileceklerini ve onların görüşlerinin doğruluğunu ifade edebileceklerini iddia edenlere karşı bu âyet-i kerimede aziz ve celil olan Allah&#8217;ın Kitabındaki bu âyette açık bir red bulunmaktadır.</p>
<p>Taberî, Ebu Cafer, Muhammed b. Ali (r.a)&#8217;dan şöyle dediğini zikretmektedir: Çeşitli davalar ileri sürerek birbirine düşmanlık eden husumet sahibi kimselerle birlikte oturup kalkmayınız. Çünkü onlar Allah&#8217;ın âyetleri hakkında (bilgisizce) dalan kimselerdir.</p>
<p>Îbnü&#8217;l-Arabî der ki: Bu da büyük günah işleyen kimselerle oturup kalkmanın helal olmadığına delildir.</p>
<p>İbn-Huveyzimendad der ki: Allah&#8217;ın âyetleri hakkında dalan kimselerle oturup kalkmak terkedilir ve ondan uzak kalınır. İster mü&#8217;min, ister kâfir olsun. Yine şöyle demektedir: Aynı şekilde bizim mezhep alimlerimiz, düşman topraklarına, onların kilise ve havralarına girmeyi uygun görmediği  gibi, kâfirlerle ve bid&#8217;at ehli ile de oturup kalkmayı uygun görmemişlerdir. Onların (mü&#8217;minlere) sevgi gösterdiklerine inanılmaması, sözlerine kulak verilmemesi ve onlarla tartışılmaması da gerekir.</p>
<p>Bid&#8217;at sahiplerinden birisi Ebu îmran en-Nehai’ye şöyle demiştir: Benim bir sözümü dinle.<br />
Ancak, Ebu İmran ondan yüz çevirmiş ve senin yarım sözünü dahi dinlemem, demiştir. Buna benzer bir rivayet Eyyub es-Sahtiyârümen de rivayet edilmiştir.</p>
<p>el-Fudayl b. Iyad der ki: Bid&#8217;at sahibi birisini seven bir kimsenin Allah amelini boşa çıkarır.<br />
Onun kalbinden İslâm&#8217;ın nurunu çıkartır. Her kim kızını bir bid&#8217;atçi ile evlendirecek olursa<br />
kızıyla akrabalık bağını koparmış olur. Bid&#8217;at sahibi bir kimse ile oturana hikmet verilmez.<br />
Bir kimsenin bid&#8217;atçi birisine buğzederse Allah&#8217;ın da ona mağfiret edeceğini ümit ederim.</p>
<p>Ebû Abdullah et-Hâkim de Âişe (r.anha)&#8217;dan şöyle dediğini rivayet etmektedir: Rasulullah (sav)  buyurdu ki: &#8220;Her kim bid&#8217;at sahibi birisine saygı gösterecek olursa o, İslâmın yıkılışına yardımcı  olmuş olur.&#8221;[112]</p>
<p>Bunlar, bid&#8217;at sahibi kimselerle oturup kalkmanın -onlarla beraber olanlar kulaklarını<br />
korudukları takdirde- caiz olduğu iddiasında bulunanların görüşleri çürütülmüş olur.</p>
<p>Yüce Allah&#8217;ın: &#8220;Eğer şeytan sana unutturursa artık hatırladıktan sonra o zalimler topluluğu ile oturma&#8221; buyruğuna dair açıklamalarımızı da iki başlık halinde sunacağız: [113]</p>
<p>1. &#8220;&#8230;Unutturursa&#8230;&#8221;</p>
<p>Yüce Allah&#8217;ın: &#8220;: Sana unutturursa&#8221; buyruğundaki, şart edatıdır. Çoğunlukla bununla beraber (fiilinde) şeddeli &#8220;nun&#8221; gelir. Gelmediği de olur. Şairin şu beyitinde olduğu gibi:</p>
<p>&#8220;Bir düşman, düşmanlık hususunda bir gün sana isabet ettirirse</p>
<p>Bir zamanlar sen de (ona karşı) üstünlük sağlıyor ve zafer elde ediyordun.&#8221;</p>
<p>İbn Abbas ve İbn Âmir ise, çokluk ifade etmek üzere &#8220;sin&#8221; harfini şeddeli olarak;<br />
diye okumuşlardır. aynı anlamda iki ayrı söyleyiştir. Şair de der ki:</p>
<p>&#8220;Süleymân eledi ki, bugün yola (geceleyin) koyulacak mısın, yokaa kalmaya mı karar vereceksin?  Çünkü kimi ihtiyacı sana unutturur, tembellik.&#8221;</p>
<p>Şair İmruu&#8217;l-Kays da şöyle demektedir;</p>
<p>&#8220;Ayağa kalktığım vakit bana şalvarımı (çekmeyi) unutturur.&#8221;</p>
<p>(Âyet-i kerimenin) anlamı şudur: Ey Muhammed aleyhissalatu vesselam ,eğer şeytan yanlarından kalkıp gitmeyi sana unutturur da yasaktan sonra onlarla beraber oturmaya devam edecek olursan, &#8220;artık hatırladıktan sonra&#8221; yani, bu yasağı hatırladığın takdirde &#8220;o zalimler&#8221; yani müşrikler  &#8220;topluluğu ile oturma.&#8221; [114]</p>
<p>2. Bu Buyruğun Muhatapları Ve Hz. Peygamberin Unutması:</p>
<p>Bu buyruk Peygamber (sav)&#8217; a hitap olmakla birlikte ümmetinin kastedildiği söylenmiştir.<br />
Bu görüşü ileri sürenler, Hz. Peygamberin unutmaktan uzak olduğu kanaatiyle bu görüşü<br />
belirtmişlerdir Bunun, Hz. Peygambere has bir hitap olduğu ve Hz. Peygamberin unutmasının mümkün olduğu da söylenmiştir.</p>
<p>İbnü&#8217;l-Arabî der ki: Bizler, bizim mezhep alimlerimizin, şanı yüce Allah&#8217;ın:<br />
&#8220;Andolsun&#8230; eğer şirk koşarsan mutlaka amelin boşa çıkar.&#8221; (ez-Zümer, 39/65) buyruğunun<br />
Peygamber (sav)&#8217;ın adına ümmete -onun şirk koşmasının imkânsızlığı dolayısıyla- hitap olduğu şeklindeki görüşlerinde mazur görsek dahi, Hz. Peygamberin unutmasının imkânı hususunda onların mazur görülecek bir tarafları yoktur. Çünkü Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:<br />
&#8220;Adem unuttu, o sebepten onun zürriyeti de unuttu.&#8221;[115] Bu hadisi Tirmizî rivayet etmiş olup,  sahih olduğunu belirtmiştir. Yine Hz. Peygamber kendisi hakkında da şöylece haber vermektedir; &#8220;Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Siz nasıl unutuyorsanız ben de unuturum. O bakımdan unutacak olursam bana hatırlatınız.&#8221; Bu hadisi de Buhari rivayet etmiştir.[116] Görüldüğü gibi Hz.Peygamber bu hadiste unutmayı kendisine izafe etmiştir. Yine bir adamın Kur&#8217;an okuyuşunu işittiği sırada şöyle buyurmuştur: &#8220;Bu bana daha önce unutturulmuş bulunan şu şu âyeti hatırlattı.&#8221;[117]</p>
<p>Hz. Peygamberin unutmasının mümkün olduğunu kabul edenler, bu unutmasının tebliğ ile ulaştırılması gereken fiiller ile şeriatin hükümleri hakkında sözkonusu olup olmadığı hususunda farklı görüşlere sahiptir. Kadı İyad&#8217;ın naklettiğine göre, genel olarak ilim adamları ve kelâmcılar birinci  görüşü kabul etmişlerdir. Nitekim Kur&#8217;an ve hadisin zahirinden de anlaşılan budur. Şu kadar  var ki, ileri gelen kelâmcılar, şu şartı koşmuşlardır: Şanı yüce Allah bu durumda onu uyarır ve  onu bu unutkanlık hali üzere bırakmaz. Bundan sonra yine bu uyarmanın olay ile bitişik ve derhal  yapılmasının gerekip gerekmediği hususunda da farklı görüşleri vardır. Kadı Ebu Bekr ile ilim  adamlarının çoğunluğunun görüşü (bunun derhal yapılması gerektiği) doğrultulsundadır.</p>
<p>Bunun (unuttuğu hususun kendisine hatırlatılıp uyarılmasının) ömrü sona ermeden ve tebliği  kesintiye uğramadan gerçekleşmesi caiz midir? Ebu&#8217;l-Meâli bu görüştedir. İlim adamlarından bir  kesim ise, tebliğ ile ilgili fiiller ve şer&#8217;î ibadetler hususunda yanılmasını mümkün kabul  etmezler. Tebliğ ile ilgili sözlerde ise bunun sözkonusu olmayacağını ittifakla kabul etmişlerdir. Bu hususta varid olan zahir haberleri çeşitli şekillerde tevil etmişlerdir. Üstad Ebu İshâk da bu görüşe meyletmiştir.</p>
<p>Batiniler ile kalp ilmi erbabından bir kesim istisna teşkil ederek şöyle demişlerdir:<br />
Hz. Peygamberin unutması caiz değildir. O, kastî olarak unutur ve bir hükmü sünnet olarak ortaya koymak için kasten unutmuş gibi bir görünüm verir. Tahkik imamlarından büyük bir kişi olan  Ebu&#8217;l-Muzaffer el-İsferayinî de &#8220;el-Evsat* adlı eserinde bu görüşe meyletmiştir. Ancak bu doğru  bir görüş olamaz. Çünkü, zıddın zıd ile bir arada olması uzak ve imkânsız bir şeydir. [118]</p>
<p>Kaynaklar :</p>
<p>[110] İmam Kurtubi, el-Câmiu li-Ahkâmil’l-Kur’an,  7/50.</p>
<p>[111] İmam Kurtubi, el-Câmiu li-Ahkâmil’l-Kur’an, 7/50-51.</p>
<p>[112] Müstedrek&#8217;te tespit edemedik; Taberânî, el-Mu&#8217;cemu&#8217;l-Evsat, VII, 396&#8242;da zikretmektedir. Hadîsin zayıf olduğu belirtilmektedir. el-Azizî, es-Sirâcu&#8217;l-Münir.,, III, 361.</p>
<p>[113] İmam Kurtubi, el-Câmiu li-Ahkâmil’l-Kur’an, 7/51-52.</p>
<p>[114] İmam Kurtubi, el-Câmiu li-Ahkâmil’l-Kur’an, 7/52-53.</p>
<p>[115] Tirmizî, Tefsir 7. sûre.</p>
<p>[116] Buharı, Salât 31; Müslim, Mesâcid 89, 92-94; Ebû Dâvüd, Salât 189-190; Nesâî, Sehv 25, 26; İbn Mâce, tkametıı&#8217;s-Salât 129, 133; Müsned, 1, 379, 420, 424, 438.</p>
<p>[117] Buhâri, Fedâilu&#8217;l-Kurân 26; Müslim, Salâtu&#8217;l-Müsafırîn 225; Müsned, VI, 138.</p>
<p>[118] İmam Kurtubi, el-Câmiu li-Ahkâmil’l-Kur’an, 7/53-54.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/inkisaf.wordpress.com/167/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/inkisaf.wordpress.com/167/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/inkisaf.wordpress.com/167/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/inkisaf.wordpress.com/167/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/inkisaf.wordpress.com/167/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/inkisaf.wordpress.com/167/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/inkisaf.wordpress.com/167/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/inkisaf.wordpress.com/167/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/inkisaf.wordpress.com/167/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/inkisaf.wordpress.com/167/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/inkisaf.wordpress.com/167/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/inkisaf.wordpress.com/167/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=inkisaf.wordpress.com&blog=628435&post=167&subd=inkisaf&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://inkisaf.wordpress.com/2007/05/14/enam-68-kurtubi-tefsiri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/30e9a8c48724d24a96c151cb43d00682?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">m_eyyub</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>MEAL Mİ? TEFSİR Mİ?</title>
		<link>http://inkisaf.wordpress.com/2007/05/14/meal-mi-tefsir-mi/</link>
		<comments>http://inkisaf.wordpress.com/2007/05/14/meal-mi-tefsir-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 May 2007 17:02:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zulfikar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tefsir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://inkisaf.wordpress.com/2007/05/14/meal-mi-tefsir-mi/</guid>
		<description><![CDATA[Rıdvan ÇELİKÖZ
(I.) Giriş
“Anlamın” yanlış anlaşıldığı veya anlaşıl(a)madığı her bağlamda, anlatana tekrar “anlamadım/anlayamadım”, “doğru mu anladım?/yanlış mı anladım?” şeklinde sorularak anlam doğrulanır. Eğer “anlayanın” “anlatan” özneye bu şekilde sorular sorma imkanı yok ise “anlayan” anladığının doğru olup olmadığını nasıl bilecektir? Eğer anlamak istediği bir metinse (Ku’an’ı Kerim densin) elbetteki “metinin bağlamından” anlama ulaşmaya çalışacaktır. Oysa anlamaya [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=inkisaf.wordpress.com&blog=628435&post=166&subd=inkisaf&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Rıdvan ÇELİKÖZ</p>
<p><strong>(I.) Giriş</strong></p>
<p>“Anlamın” yanlış anlaşıldığı veya anlaşıl(a)madığı her bağlamda, anlatana tekrar “anlamadım/anlayamadım”, “doğru mu anladım?/yanlış mı anladım?” şeklinde sorularak anlam doğrulanır. Eğer “anlayanın” “anlatan” özneye bu şekilde sorular sorma imkanı yok ise “anlayan” anladığının doğru olup olmadığını nasıl bilecektir? Eğer anlamak istediği bir metinse (Ku’an’ı Kerim densin) elbetteki “metinin bağlamından” anlama ulaşmaya çalışacaktır. Oysa anlamaya çalıştığı metin farklı “anlamlara” geliyorsa oda bunun farkındaysa nasıl bir yol tutacaktır?</p>
<p><strong>(II). Tefsir ve Meal:</strong></p>
<p>Fe-Se-Re kelimesinden türeyen “teFSiR, teFaSiR” kelimesinin “örtülü bir şeyi açmak, asıl manayı açığa çıkarmak, izah etmek, makul mananın izharı, açıklaması” anlamına geldiği söylenmiştir. Bu kelime Kur’an’ı Kerim’de “aHSeNe teFSiRa” şeklinde geçmektedir. (25:33)  Ülkemizde tercüme veya çeviri yerine meal kelimesi çokça kullanılmaktadır. Meal sözlükte, te’vil kelimesinin aslı olan el-EVLu masdarından alınmadır. Mimli masdardır. Bir şeyin varacağı yer, gaye anlamındadır. Kur’an’ı Kerim’de (18:80) de geçen te’vilin aslının “meal” oluğu ve bu manada kullanıldığı da söylenmiştir. “Bir sözün manasının her yönüyle aynen değil de, bir noksanıyla ifade edilmesi” de denmiştir. Kelime,  anlam, kavram, mefhum, ortaya çıkan şey, sonuç netice gibi anlamlarda kullanılmıştır. Tefsirlerde meal kısmı olmamasına rağmen genellikle Türkçe’ye çevirilen tefsirlerde veya Türkçe tefsirlerde bir de meal kısmı bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Kur’an’ı Kerim tefsirlerinde farklı anlam ve yorumlardan bahsedilmektedir. Bununla birlikte tefsirlerde gerekli olduğu kadar gereksiz bir çok şeyde mevcuttur.. Türkçe meallerde ise bu “anlam zenginliği”ne ulaşmak mümkün değildir. Mütercim mealini hazırlarken tefsirlerde bulunan görüşlerden birini tercih etmekte yada orijinal metinden anladığını aktarmaktadır. Yani mealler genelde, mütercimin tercih ettiği  “anlam ve yorum”a uygun olmaktadır. Bu yazımızda bir tefsirden(Kurtubi) özet alıntılarla, onun sunduğu “anlam zenginliğini” ve meallerden misallerle de bu “anlamların ve yorumların” meallerde nasıl yaşatıldığının izlerini takip edeceğiz.</strong><br />
<span id="more-166"></span><br />
<strong>(III.) Misaller:</strong></p>
<p><strong>1. Misal:</strong> Bakara :177 (Sevilen maldan vermek mi? Malı severek vermek mi?)</p>
<p>• “Leysel birra en tuvellu vucuhekum kibelel meşriki vel mağribi ve lakinnel birra men amene billahi vel yevmil ahiri vel melaiketi vel kitabi ven nebiyyin, ve atel male ala hubbihi zevil kurba vel yetama vel mesakine vebnes sebili ves sailine ve fir rikab, ve ekames salate ve atez zekah, vel mufune bi ahdihim iza ahedu, ves sabirine fil be`sai ved darrai ve hiynel be`s, ulaikellezine sadeku, ve ulaike humul muttekun”</p>
<p>“el-Birr: Hamza ve Hafs buradaki &#8220;el-Birr&#8221; kelimesini &#8220;el-Birra&#8221; şeklinde okumuşlardır. Çünkü &#8220;Leyse: değildir&#8221; edatı &#8220;kâne: idi&#8221; kabilindendir. Bundan sonra gelen iki marifeden istenilen isim ve haber yapılabilir.</p>
<p> Burada &#8220;Leyse&#8221;den sonra &#8220;el-birr&#8221; kelimesi geldiğinden onu (haber yaparak) nasb etmiştir. &#8220;Döndürmeniz&#8221; anlamındaki “En tuvellu” yı da isim yapmıştır. Mastarın (başına fiili mastara çeviren edat gelmiştir) isim olması ise daha uygundur. Çünkü belirtisiz (nekire) gelmez. &#8220;el-Birr&#8221; kelimesi ise bazan nekire gelebilir, fiil de tarifte (marife oluşta) daha güçlüdür. </p>
<p>İnsanın, yaptığı takdirde Allah(a.c)’den ücret alacağı bütün hayırlı şeylere verilen umumî bir isimdir. Bu ayetteki el-Birr’in “el-Birra” veya “el-Birru” şeklinde okunmasıyla ilgili ihtilaf söz konusudur. “el-birru&#8221; şeklinde ve &#8220;leyse&#8221;nin ismi kabul ederek okuyanlar vardır. Haberi ise &#8220;döndürmeniz&#8221; anlamındaki ibaredir. Buna göre okuyuşun takdiri; “Birr, yüzlerinizi doğu veya batı yönüne döndürmeniz değildir” şeklindedir. “el-Birra” şeklinde okuyuşun takdiri ise: “Yüzlerinizi doğu veya batı yönüne döndürmeniz birr değildir” şeklindedir.”(Kurtubi) </p>
<p>“el-Birra” kelimesi Kur’an’ı Kerim’de Bakara Suresi 177.ayette iki kez 189. ayette ve Al-i İmran Suresi 93. ayette geçmektedir.</p>
<p>&#8220;Ona olan sevgisine rağmen&#8221; buyruğundaki zamirin kime ait olduğu hususunda ihtilaf edilmiştir. Bu zamirin malı verene ait olduğu ve mef’ul olan &#8220;mal&#8221; kelimesinin hazfedildiği söylenmiştir.<br />
Diğer taraftan &#8220;akrabasına&#8221; kelimesinin &#8220;sevgi&#8221; ile nasbedilmesinin caiz olduğu da söylenmiştir. Buna göre ifadenin takdiri şöyle olur: “Akrabasına sevgi duyması ile birlikte malını veren” demek olur.<br />
Buradaki zamirin mala ait olduğu da söylenmiştir. O takdirde masdar mefule izafe edilmiş olur. “Yemeğe olan sevgilerine rağmen onu yoksula yedirirler” demektir. Ayet de bu şekildeki kullanıma, &#8220;Erkek veya kadın her kim. -o mü`min olduğu halde- salih amellerden işlerse işte onlar&#8230;&#8221; (4:124) ayeti örnek gösterilmiştir.. Bu, belagat âlimlerine göre &#8220;tetmim&#8221; diye adlandırılır, belagatın türlerinden bir türdür. Aynı zamanda buna ihtiras ve ihtiyat da denilir. &#8220;ona olan sevgisine rağmen&#8221; buyru¬ğu ile &#8220;o mümin olarak&#8221; buyruğundaki ifadeleri tamamlamaktadır. Âyetteki bu (hu) zamirin &#8220;verme&#8221;ye ait olduğu da söylenmiştir. Çünkü fiil onun masdarını göstermektedir. Şu ayete benzer; &#8220;Allah`ın lütfundan kendilerine verdikleri ile cimrilik edenler sanmasınlar ki o ken¬dileri için daha hayırlıdır&#8221;  (3:180); yani onlar cimriliğin kendileri için daha hayırlı olacağını zannetmesinler. Çünkü malı vermek, insanlar muhtaç oldukları veya fakirlikle karşı karşıya kaldıklarında onlar tarafından sevilen bir şeydir.<br />
Bu zamirin yüce Allah`ın: &#8220;Allah`a iman eden&#8221; buyruğundaki &#8220;Allah&#8221; ism-i celaline ait olduğu da söylenmiştir. Anlamı da şudur: Maksat kişinin bütün bu alanlarda sağlıklı, mala karşı tutkun, fakirlikten korkup hayatta ka¬lacağından emin iken tasaddukta bulunmasıdır (Kurtubi). Bu ayetin bir benzeri İnsan suresinde geçmektedir. (76:</p>
<p><strong>Meallerden misaller;</strong></p>
<p><strong>Diyanet:</strong> “mala olan sevgilerine rağmen”</p>
<p><strong>Diyanet Vakfı:</strong> “sevdiği maldan harcar”</p>
<p><strong>Elmalılı:</strong> “uğrunda seve seve mal vermekte”</p>
<p><strong>Ö. N. Bilmen:</strong> “Ve malını seve seve”</p>
<p><strong>S.Ateş:</strong> “sevdiği malını”</p>
<p><strong>A. Bulaç:</strong> “mala olan sevgisine rağmen”</p>
<p><strong>Esed:</strong> “servetini -kendisi için ne kadar kıymetli olsa da-”</p>
<p><strong>Y.N. Öztürk:</strong> “malı seve seve verir”</p>
<p><strong>2. misal:</strong> Bakara:188  (İnsanların bir kısmı mı?, Mallarının bir kısmı mı?)</p>
<p>• Ve la te`kulu emvalekum beynekum bil batili ve tudlu biha ilel hukkami li te`kulu ferikam min emvalin nasi bil ismi ve entum ta`lemun</p>
<p>&#8220;İnsanların mallarından bir kısmını&#8221; bir parçasını, bir bölümünü &#8220;yemeniz için onları hakimlere aktarmayın.&#8221; Âyet-i kerimede &#8220;bir kısmı&#8221; için &#8220;ferik&#8221; tabiri kullanılmıştır.<br />
Ferik çoğunluktan bir kenara ayrılan birkaç koyundur. &#8220;Yemeniz için&#8221; anlamındaki buyruk &#8220;Key lâm`ı (ait olduğunu bildiren edat)&#8221; diye bilinen edatla nasb edilmiştir. Burada ifadelerde takdim ve te`hir bulunduğu da söylenmiştir  Buna göre ifadenin takdiri şöyledir: </p>
<p>“İnsanlardan bir kısmının mallarını yemek için on¬ları hakimlere aktarmayınız&#8230;”  İşte bunu bile bile yapmak cüretkârlığın ve masiyetin ileri derecesini ifade eder.” (Kurtubi). “ferikan, ferikun, ferikin” kelimesi, Kur’an’ı Kerim’deki kullanımları hep “insanlardan bir kısmı”, “içinizden bir kısmınız”, “içlerinden bir kısmı” olarak “insan”lar için kullanılmıştır. Bu ayette de bu anlamda kullanıldığı kuvvetle muhtemeldir. Yine  “yemeyin ve yedirmeyin” burada mallar, kendilerine yasak kılınan muhatapların zamirine izafe edilmiştir. Çünkü onların her birisi hem kendilerine yasak kılınan, hem de yasaklanandır. </p>
<p><strong>Meallerden misaller;</strong></p>
<p><strong>Diyanet:</strong> “insanların mallarından bir kısmını”</p>
<p><strong>Diyanet Vakfı:</strong> “insanların mallarından bir kısmını”</p>
<p><strong>Elmalılı:</strong> “nasın emvalinden bir kısmını”</p>
<p><strong>Ö. N. Bilmen:</strong> “Ve nâsın mallarından bir kısmını”</p>
<p><strong>S.Ateş:</strong> “bile bile insanların mallarından”</p>
<p><strong>A. Bulaç:</strong> “insanların mallarından bir bölümünü”</p>
<p><strong>Esed:</strong> “başkalarına ait meşru mallardan hiçbirini”</p>
<p><strong>Y.N. Öztürk:</strong> “insanların mallarından bir kısmını”</p>
<p><strong>T.Koçyiğit:</strong> Birbirinizin mallarını haksızlıkla yemeyin ve siz, bile bile günahla insanların malarından bir bölümünü, yemeniz için onları hakimlere aktarmayın.</p>
<p><strong>Fizilal:</strong> Birbirinizin mallarını haksız yollardan yemeyin. İnsanların bir kısım mallarını günah olacak biçimde bile bile yemek için hakimlere peşkeş çekmeyin.</p>
<p><strong>3. misal:</strong> Bakara: 184 (Güç yetirenler mi? Güç yetiremeyenler mi?)</p>
<p>• “ve alellezine yutiykunehu fidyetun taamu miskin”</p>
<p><strong>Meallerden misaller;</strong></p>
<p><strong>Diyanet:</strong> “oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir fakir doyumu kadar fidye gerekir.”</p>
<p><strong>Diyanet vakfı:</strong> “oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir fakiri doyuracak fidye gerekir.”</p>
<p><strong>Elmalılı:</strong> “ona dayanıb kalacaklar üzerine de fidye: bir miskin doyumu”</p>
<p><strong>Ö. N. Bilmen:</strong> “Oruca pek zor dayanabilecek kimse üzerine de fidye (bir miskin taamı) (farzdır).”</p>
<p><strong>S.Ateş:</strong> “Oruca (güç) dayananların fidye vermesi, bir yoksulu doyurması lâzımdır.”</p>
<p><strong>A. Bulaç:</strong> “Zor dayanabilenlerin üzerinde bir yoksulu doyuracak kadar fidye (vardır).”</p>
<p><strong>Esed:</strong> “Ve (bu gibi hallerde) gücü yetenlere bir muhtacı doyurarak fidye vermek, bir yükümlülüktür.”   </p>
<p><strong>Y.N. Öztürk:</strong> “Oruca zorlukla dayananlar üzerine düşen, fidye olarak bir yoksulu  doyurmaktır.”</p>
<p>Bu ayette “fidyetun taamu miskinin”cümlesi, “fidyetu taami mesâkine”, “fidyetun taamu miskinin”, “tamu mesâkine” şeklinde de okunmuştur.<br />
Yine “ “yutiykunehu” kelimesini çoğunluk “ta” harfini esreli (bi kesril’Tai ve Sukunul’Yai) “ye” harfini sakin (yani med harfi) olarak okumuştur.<br />
İlim adamları bu âyet-i kerimeden neyin kastedildiği hususunda farklı görüşlere sahiptir. </p>
<p>“Buhârî rivayet ediyor: İbn Numeyr dedi ki: Bize el-A`meş anlattı, bize Amr b. Murre anlattı, bize İbn ebi Leyla anlattı. Bize Muhammed s.a.v’in ashabı şunu anlattı; Ramazan indi, bu onlara ağır geldi. Oruca gücü yeten kimseler arasından bir yoksula yemek yedirdi mi orucu terkederdi. Bu hususta onlara ruhsat verildi, daha sonra bunu: &#8220;Oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır&#8221; buyruğu neshetti.<br />
Buna göre cumhurun kıraati olan &#8220;ona gücü yetenler&#8221; anlamına gelir. Çünkü orucun farziyyeti önce; dileyen oruç tutar, dileyen de bir yoksula yemek yedirir, şeklinde idi. el-Ferra der ki: &#8220;Ona gücü yetenler&#8221; buyruğundaki zamirin &#8220;oruc&#8221;a ait olması caizdir. Yani oruç tutmaya gücü yetenler oruç açtıkları vakit yoksul yedirirler. Daha sonra bu yüce Allah`ın: “Oruç tutmanız..&#8221; buyruğu ile neshedildi. Bu buyruğun fidyeye ait olması da caizdir. Yani fidye ödemeye gücü yetenler fidye öderler, demektir..” (Kurtubi)</p>
<p><strong>(III.)</strong></p>
<p>Misal tefsirde görüldüğü üzere farklı anlamaların ve yorumların izahı ve gerekçeleri bir arada sunulmaktadır. Mealde ise tek bir anlam ve yorum sunulmaktadır. Buna rağmen misal tefsirde olan “anlam ve yorum zenginliği” bir şekilde meallerde de gözlenmektedir.  Tefsirlerden ve meallerden kötü ve iyi misaller sıralamanın Kur’an’ı kerim’i “anlama ve yorumlama” sorunlarımızı çözmediğini biliyoruz.  Tefsir veya Meal kelimesinin üzerinde yapılan olumlu veya olumsuz isimlendirmelerin, insanlarımızın bu eserlere de olumu veya olumsuz değer biçmesiyle sonuçlanmaktadır. Kur’an’ı Kerim’in anlaşılması ve yorumlanması çabaları olan tefsir ve mealleri “Meal okumanın” , “Tefsir okumanın” zararları veya faydalarından söz ederek bu eserlerden faydanılmasının önünü bir şekilde kapatıyor olabilir miyiz?</p>
<p>Cehd bizden tevfik Allah(a.c)’den</p>
<p>www.fikritakip.com</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/inkisaf.wordpress.com/166/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/inkisaf.wordpress.com/166/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/inkisaf.wordpress.com/166/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/inkisaf.wordpress.com/166/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/inkisaf.wordpress.com/166/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/inkisaf.wordpress.com/166/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/inkisaf.wordpress.com/166/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/inkisaf.wordpress.com/166/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/inkisaf.wordpress.com/166/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/inkisaf.wordpress.com/166/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/inkisaf.wordpress.com/166/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/inkisaf.wordpress.com/166/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=inkisaf.wordpress.com&blog=628435&post=166&subd=inkisaf&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://inkisaf.wordpress.com/2007/05/14/meal-mi-tefsir-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/30e9a8c48724d24a96c151cb43d00682?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">m_eyyub</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>