İnkişâf

İnkişâf-ı manevî

Şeytan’ın Kalbe Giriş Yolları

Yazan: zulfikar Mayıs 9, 2007

1) Şerri – hayır gibi göstermek,
2) Kötülüğü – iyilik gibi göstermek,
3) Haramı – helâl gibi göstermek,
4) Mekruh’u – mübah gibi göstermek,
5) Şehvet ve Gazaplı anlarında insanları aldatmak,
6) Hased ve hırs: Kul bir şeye haris oldumu artık hakkı görmekten kör ve hakikatı duymaktan sağır olur.
7) Helâl bile olsa – doyasıya fazla yemektir. Zira insan fazla yeyince şehveti artan. Şehvet ise şeytan’ın silahıdır.
8_ Dünya süsüne tama’ etmek, arzu duymak. Öyle ki âdeta tama’ ettiği şey onun ma’budu olur,
9) Âdem oğluna işlerinde acelecilik ettiği zamanlarda ona vesvese vermek.
Resûl-i Ekrem “Acele şeytandan teenni ise Allah’tandır.” buyurdu. Sehl b. Sa’d (Tirmizi)
10) Cimrilik ve yoksulluk korkusu vermek,
11) Mezhep taassubu ile hasımlara kin tutmak, onları küçümsemek ve hakaretle bakmaktır.
Bir imâmın mezhebinden olduğunu iddia edip onun ahlâkı ile ahlâklanmayanın kıyamet gününde hasmı o imamdır.
12) Allah (c.c.) ın zat ve sıfatları hakkında akıllarının almadığı meselelerde düşünceye sevk edip, şüpheye düşürmek. Dinini zayıflatmak,
13) Şeytanın kalbe giriş kapılarından biride sû’i zan (kötü zan) dır.

Yazı kategorisi: medrese | » yorum bırak;

Gençlik Problemleri Ve Dinimizin Ortaya Koyduğu çözüm yöntemleri

Yazan: zulfikar Mayıs 9, 2007

Bilimsel araştırmaların sonuçlarına göre toplumda en çok görülen, günümüz gençliğinin temel problemleri ve dinimiz İslâm’ın ortaya koyduğu çözüm yollarından bazıları şunlardır:

1- Alkol ve Uyuşturucu Kullanmak

İslâm Dininin gözettiği hedefler; dini, aklı, nefsi, nesli ve malı korumaktır. Dinimizin çok değer verdiği ve korumaya çalıştığı akla zarar veren alışkanlıkların başında alkol ve uyuşturucu gelmektedir. Alkollü içkiler hem ferdî hem de içtimaî bir problemdir. Bunları kullanan fertlerin yanında ve çevresinde bulunanlar olumsuz etkilenir.

Kur’ân-ı Kerim’de; “Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşalar, fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir. Bunlardan uzak durursanız kurtuluşa erersiniz. Şeytan, içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi?” (Maide/5, 90-91) buyururken, Peygamberimiz de (s.a.s.), alkolle ilgili olarak, sarhoşluk veren her maddenin, ayrıca çoğu sarhoşluk veren maddenin azının da haram ve içkinin her kötülüğün anahtarı olduğunu beyan buyurmuştur. (İbn Mace, “Edeb”, 2:1119)

Alkol ve uyuşturucu madde bağımlısı olan kişiler aklını sağlıklı kullanamaz, karar verme ve muhakeme yeteneğini kaybeder. İnsanın psikolojini bozar, onu kavgacı yapar ve kendine, canına ve malana zarar verir hale getirir. Bilhassa alkolikler, aileleri için muzır hale gelirler. İçki, ailelerin parçalanmasına da yol açar. İnsanı geçimsiz, kavgacı, saldırgan, suça, kaza yapmaya ve cinayet işlemeye uygun hale getirir. Dolayısıyla gençler, alkol ve uyuşturucudan katiyen uzak durmalı, Allah’ın emir ve yasaklarını gözetmelidir. Her hususta olduğu gibi bu hususta da helâl dairesi geniştir, harama girmeye gerek yoktur.

2- Zina ve Fuhuş

Günümüz gençliğin problemlerinden biri de ahlâkî erozyondur. Nesli ve aile yapısını bozan en önemli faktörlerden biri fuhuştur. Fuhuş, ahlâkı çökertmekte, psikolojik bozukluklara sebep olmakta ve çeşitli hastalıkları oluşturmaktadır. Gençliği dejenere etmek isteyenlerin, en fazla başvurdukları ve bu maksatla tesir edebildikleri veya ellerinde tuttukları kitle iletişim araçlarını kullandıkları vasıta da fuhuştur.

(Özellikle Batı Trakya Türk gençliğini bozmak maksadıyla tamamen Müslüman Türk olan köylere yakın yerlerde açılan fuhuşhaneler hepimizi derinden düşündürmelidir. Unutmayalım ki; bir toplumu çökertmek için o toplumun gençlerinin ahlâkını bozmaktan geçer. Çünkü gençler toplumun can damarıdır. Gençlerimiz geleceğimizin teminatıdır.) Bu nedenle hepimiz üzerimize düşen vazifeyi yerine getirmemiz geleceğimiz için elzemdir.

İslâm fıkhının maksatlarından biri de nesli korumak ve sağlıklı bir toplum yapısı oluşturmaktır. Peygamberimiz (s.a.s.), bir taraftan güzel ahlâkı ile insanlara örnek olurken, diğer taraftan, ortaya çıkan ve çıkabilecek problemleri önlemek içim gayret sarf etmiştir. Bunun için gençlere sahip çıkmış ve belirli bir yaşta gençleri evlendirmiştir. Gençlere nefislerini korumak için ya evlenmelerini yoksa oruç tutmalarını tavsiye buyurmuştur. Dolayısıyla gençleri zina ve fuhuş bataklığından korumanın yolu evlenmelerini sağlamak, bu mümkün oluncaya kadar da onları oruca teşvik etmek, ayrıca zina ve fuhşa götürücü yerlerden, yayınlardan uzak tutmaktır.

3- Haksız Kazanç ve Hırsızlık

İnsanlık tarihi boyunca hemen her toplumda kamu düzenini bozan ve yüz kızartıcı büyük bir suç olarak kabul edilen hırsızlık, dinimizin önlemeye çalıştığı sosyal problemlerden biridir. Ahlâk ve hukuk kurallarına aykırı yollardan haksız kazanç sağlanmasına sebep olan hırsızlık, İslâm’ın değer verdiği, korumayı hedeflediği ve kutsal kabul ettiği mal güvenliğini ve meşru yollardan gelir elde etmenin esas olduğu düsturunun da ihlâlidir.

Kur’ân-ı Kerim’de; “Aranızda birbirinizin mallarını hırsızlık, kumar ve gasp gibi haksız yollarla yemeyin…” (Bakara, 2/188) buyurulur. Kul hakkını Allah bile affetmez. Başkasının hakkını yemek ve çalışmadan helâl olmayan yollardan kazanç sağlamak dinimizce haram kılınmıştır. Alın teri ile helâl yollardan rızk kazanmak ve bunu da Allah’ın razı olacağı şekilde kullanmak en güzel bir davranıştır. Geçlerimiz bu yönde de eğitilmeli, kendilerine kolay kazanma yolları gösterilmemeli ve her türlü kumardan alıkonmalıdır. Çalışmanın önemi anlatılmalı ve çalışmaya, alın teriyle kazanmaya, zorluklara alışmaya, hattâ zorluklara talip olmaya özendirilmelidirler.

4- Kimlik ve İman

Gençliğimizin belli ölçülerde bir kimlik bunalımı yaşadığı söylenebilir. Baskı idareleri, gençliği nefsanî istekleri doğrultusunda yaşayan bir kitle olarak görüp gösterme, bu istekleri her ne şekilde olursa olsun tatmini özgürlük olarak takdim etme, onları yüksek ideallerden uzaklaştırma, bu bunalımın en önde gelen sebepleri arasındadır. (Ayrıca, bizzat Batı Trakya’da bir kültür ve medeniyet bunalımı içinde olması, kendi değerleriyle çatışması ve kendisine, bizzat yapısına, tarihine ve karakterine uygun bir kimlik seçmekte özgür bırakılmaması, bu bunalımı derinleştirmektedir. )

Genç, ayrıca hususi yaklaşım ister: ne baskı ne başı boş bırakma, ne sürekli eleştirme ne sürekli övme olmadan, daima dengeyi gözeten bir yaklaşım. Yapılan bilimsel araştırmalar, ferdin ahlâkî ve sevgi, şefkat gibi değerlerle mücehhez, mutlu, başkaları ile ilişki kurabilme kabiliyetine ve belirli bir özerklik duygusuna sahip bir benlik inşa etmesinin, öncelikle dinî ve millî değerlerle mümkün olabildiğini göstermektedir. Bu araştırmalarda her türlü dinî ibadet ve yaşantının, millî örf ve âdetlerin insanın ferdî ve içtimaî hayatı üzerinde anlamlı etkisinin olduğu görülmektedir. İnanç ve ibadetlerle kişinin kendisini iyi, stresten uzak ve sağlıklı hissetmesi arasında pozitif ilişkiler tesir edilmiştir.

(Gençlerin sağlam bir imana sahip olmaları gerekir. İman, insanı insan eder, dünyada sultan eder. Dünya ve âhiret saadeti yalnız İslâmiyet’te ve imandadır.)

Gençler! Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz, hayatınızı iman ile hayatlandırınız, farzları yaparak süsleyiniz ve günahlardan çekinerek korununuz. Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır: “Ölümden önce hayatın, yaşlılıktan önce gençliğin, çok işten önce boş zamanın değerini biliniz” (Fethulbarî, 14/9).

Gençlik muhakkak gidecek. Eğer o, Allah’ın buyurduğu istikamette geçirilirse, karşılığında hem bu dünyada huzur ve mutluluk hem de âhirette cennet vardır.

Ahmet HRALOĞLU

Yazı kategorisi: medrese | 1 Yorum »

Sigara İçmenin Dört Mezhebe Göre Hükmü

Yazan: zulfikar Mayıs 4, 2007

1 Hanefilerde: İbni Abidin Tenkihil–Hamidiyye adlı kitabinda:“Bir şey zarar veriyorsa ve fayda sağlamıyorsa o şey haramdır ” diye geçmektedir.

Durrul Muhtar isimli kitapta 5. cildinde, içecekler bahsinde:“Kişi tütün içtiğinde sarhoş olmaz ama sarhoşluk yapmasada baş dönmesi yapar ve sersemletir, bu da haramdır .”
İmam Ahmed Ümmü Seleme den (Allah ondan razı olsun) rivayetle: “ResuluLlah Sallallahu ‘aleyhi ve Sellem sarhoş eden ve baş döndüren (baş dönmesiyapan) her meddeyi nehy etmeştir(yasaklamıştır).”

2 Şafiilerde: Bugyetül-Musterşidin adlı kitapta: “İçmesi,satması ve ikramı haramdır” şeklinde geçmektedir.

Şeyh Kalyubi sigaranın zararları hakkında haramdır demiştir. Şeyh Kalyubi dini ilimlerde alim ve aynı zamanda doktor idi. İbn Kasım haşiyesinde Bacuri ye cevab olarak “Zarar veren herşey haramdır ” demektedir.

3 Hambelilerde: Şeyh ‘AbduLlah ibn Al daha öncede zikrettiğimiz, ResuluLlah Sallallahu aleyhi ve Sellem ve ilim ehli gibi haramlığına hükmetmiştir. Öyleki bulundugumuz vakitte sigara kullanımı son derece yaygınlaşmıstır. Şeyh Ahmed Senhuri Hanbeli ulemasındandır ve görüşü haramlığı yönündedir.

4 Malikilerde: Şeyh Halid ibn Ahmed: “Tütün içen kişinin imam olması caiz değildir, sarhoş eden ve baş dönmesi yapan maddelerin satışını yapmak haramdır ” görüşündedir.
bu konu hakkında ihtilaflar mevcuttur ancak durum özde budur..

Yazı kategorisi: Fıkıh Köşemiz | 1 Yorum »

Kravat beline dolayan adam !

Yazan: zulfikar Nisan 24, 2007

Osman Yüksel

Osman Yüksel Serdengeçti! Batılılaşmayı protesto için Meclis’e kravatsız giren milletvekili olarak da ün kazandı. “Kravat” dayatmasına isyanını, kravatı beline dolayarak Genel Kurul’a girmesi ile gösterdi.

Serdengeçti, tepkiler üzerine “Madem kravat takmak şart, ha boynuna takmışsın ha beline.. Ne farkeder!” diyerek, şekilci anlayışla dalgasını geçti.

Osman Yüksel Serdengeçti 1917 doğumludur. Kurtuluş Savaşı onun çocukluk rüyası gibidir. O günleri “Bir Nesli Nasıl Mahvettiler” adlı kitabında çok akıcı ve yakıcı bir dille şöyle anlatır: “Seferberlik yıllarıydı. Cepheye gidenler… Cepheden gelenler… Oralarda kaybolup gidenler… Kendileri yerine künyeleri gelenler… Dul kalan kadınlar… Yetim kalan çocuklar… Şehid oğlunun üzerine ağıt yakan bağrıyanık analar… Anadolu baştan başa bir ‘Dullar ve Yetimler Ülkesi’ne dönmüştü…”
Tabii ki küçük Osman bütün bunları anlayamaz. Bir gün annesine; “Bunlar nereye gidiyorlar?” diye sorar. Annesi kısa yoldan; “Gâvurları öldürmeye gidiyorlar” der. “Gâvurlar nasıl insanlar?” Annesinin biraz canı sıkılır. “Ne bileyim evlâdım” der, “Şapkalı şapkalı herifler işte.”
Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: İslâm Önderleri | » yorum bırak;

“Mehmed Zahid Kotku” Hazretleri

Yazan: zulfikar Nisan 24, 2007

Zâhid Kotku Hz.

13 Kasım 1980 günü Hakk’a yolcu ettiğimiz HOCA EFENDİ Hazretlerini rahmetle anıyoruz

Mehmed Zahid Kotku (ks)

Rahmetullàhi Aleyh’in adı Mehmed Zâhid, soyadı Kotku idi. Kendisinin
naklettiğine göre babası ona: “Oğlum Mehemmed!” diye hitap edermiş.
Soyadının “mütevâzi” mânâsına geldiği nüfus cüzdanının başına not edilmiş idi.
Tevellüdü 1315 hicrî kamerî (rûmî 1313, milâdî 1897) yılında Bursa şehrinde,
kale içinde Türkmenzâde Çıkmazı’ndaki baba evinde vâki olmuştur.
Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: İslâm Önderleri | » yorum bırak;

“DİLİN AFETLERİ”

Yazan: zulfikar Nisan 18, 2007

5872 – Ebu Sa’idi’l-Hudri radıyallahu anh, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’dan anlatıyor:

“Ademoğlu sabaha erdimi, bütün azaları, dile temenna edip: “Bizim hakkımızda Allah’tan kork. Zira biz sana tabiyiz. Sen istikamette olursan biz de istikâmette oluruz, sen sapıtırsan biz de sapıtırız!” derler.”

Tirmizi, Zühd 61, (2409).

5873 – Süfyan İbnu Abdillah radıyallahu anh anlatıyor: “Ey Allah’ın Resûlü dedim, uyacağım bir amel tavsiye et bana!” şu cevabı verdi:

“Rabbim Allah’tır de, sonra doğru ol!”

“Ey Allah’ın Resûlü dedim tekrar. Benim hakkımda en çok korktuğunuz şey nedir?” Eliyle dilini tutup sonra: “İşte şu!” buyurdu.”

Tirmizi Zühd 61, (2412).
Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Hadis-i Şerif | » yorum bırak;

Osmanlı İnsanı ( Bir hatıra )

Yazan: zulfikar Nisan 18, 2007

Yavuz Bahadıroglu

Osmanlı insanı

Tarih : 07.01.2006

Kaht-ı rical (adam kıtlığı) içinde kıvranan canım Türkiyem”e iki “Osmanlı insanı” portresi sunacağım. Bunlardan biri kadındır, biri erkek. Yani gencecik bir karı-kocadan söz edeceğim” Şimdilerde bu insanın ve tabii ki bu idrakın neresinde bulunduğumuzu artık siz hesaplarsınız. “

1912 yılının Aralık ayı başlarıydı. Edirne, aylardan beri Bulgar ordusunun kuşatması ve tazyiki altında yaşama mücadelesi veriyordu. Bu arada, Edirne”nin bazı birliklerle irtibatı kesilmişti. Padişah, Edirne Müstahkem Mevki Kumandanı Şükrü Paşa”ya gönderdiği telgrafta, cansiperane savunmasını tebrik ediyor, Selimiye”yi düşmana bırakmamak için elinden geleni yapacağına inandığını belirtiyordu. Telgrafı okuduktan sonra, Şükrü Paşa, pencereye gitti. Bir zaman Selimiye Camii”nin mahzun minarelerine baktı, yumruklarını sıktı:
“Yok Selimiyem, yok” diye hıçkırdı, “Seni düşmana vermektense, canımı veririm daha iyi! Bu ecdat yadigârı beldeyi düşmana verecek alçak düşünemiyorum. Kanımın son damlasına kadar dayanacağım!”

Toparlandı. Bağlantısı kesilen birliklerden birine önemli bir haber göndermesi gerekiyordu. Emri çoktan yazdırmıştı. Fakat bu sırrı taşıyacak cesarette ve dirayette biri lazımdı. İş kolay değildi. Bu işi üstlenecek olan, hayatından olabilirdi. Çünkü şehir amansız bir kuşatma altında bulunuyordu.

Genç ve gözü pek subaylarını bir bir gözünün önüne getirdi: Mülâzımıevvel Ali, Mülâzımıevvel Cafer, Mülâzımısâni Sadık, Mülâzımısâni Şevket” Hepsi de gözünü budaktan sakınmaz yiğitlerdi. Şimdiye kadar verdiği her göreve tereddütsüz koşmuşlar, gerektiğinde canlarını dişlerine takmaktan çekinmemişlerdi. Ama acaba hangisini seçmeliydi” Emir subayını çağırıp fikrini sordu.

“Paşa Hazretleri” dedi, Emir Subayı, “Bu arkadaşların hepsi de çok iyi. Ama bendeniz, Mülâzımısâni Sadık Efendi”yi münasip bulurum.”
” Neden bu tercihi yapıyorsunuz Binbaşı”.. Bunun özel bir sebebi var mı”"
“Evet, Paşa Hazretleri… Bir kere Sadık Efendi Edirnelidir. Şehri için seve seve canını verir. Üstelik bütün çocukluğu buralarda geçtiği için tüm bölgeyi avucunun içi gibi bilir.”
Şükrü Paşa biraz düşündükten sonra,
“Çağırın gelsin, görüşelim” diye emretti. Mülâzımısâni Sadık Efendi, az sonra Şükrü Paşa”nın huzurundaydı. Paşa”yı askerce selamladı:
“Emrinizdeyim, Paşa Baba!..” Şükrü Paşa, Sadık Efendi”yi karşısına oturttu:
” Oğlum, sana son derece güç bir vazife vereceğim. Öyle güç bir vazife ki, sonunda canından olmak da var. Ne dersin”
“Ne denir, Paşa Baba, can ne gün içindir” Memleketim uğruna şehit olmak, rütbelerin en büyüğüne ulaşmaktır. Bu şerefi benden esirgemeyiniz.”

Hayatından olabileceğini bile bile göreve talip oluyor, hatta yalvarıyordu. Bu ne büyük bir vatan sevgisiydi! Şükrü Paşa”nın gözleri yaşarmış, gözyaşlarını göstermemek için pencereden dışarısını seyretmeye koyulmuştu.
“Pekâlâ, Sadık…” diye konuştu titreyen sesiyle, “Sana bu vazifeyi veriyorum. Allah muinin olsun.” Kucaklayıp alnından öptü: “Hava kararınca yola çıkarsın.” Mülâzımısani Sadık Efendi, gencecik yüzünü ışıl ışıl aydınlatan bir tebessümle topuklarını birbirine vurup selâm durdu:
“Başüstüne, Paşa Baba!..” Sert adımlarla odadan çıktı. Ve ertesi gün acı haber Edirne”ye geldi. Mülâzımısani Sadık Efendi, vazifesini başarmış, fakat geri dönerken yaylım ateşine tutulup şehit edilmişti. Şükrü Paşa, kır karışık sakalını çekiştire çekiştire,
“Vah yavrum, vah ciğerparem” diye ağlıyordu. Birden başını kaldırdı, sertleşti. “Hayır!” diye âdeta bağırdı yanındakilere,

“O büyük şehide acımaya hakkımız yok. Rütbelerin en büyüğüne erişti. Böylesine ancak gıpta etmeliyiz.”
Birkaç gün öğle üzeri, kucağında bir çocuk olan genç bir kadının kendisiyle görüşmek istediğini, Şükrü Paşa”ya bildirdiler. Genç kadın Mülâzımısani Sadık Efendi”nin dul eşiydi. Hemen Paşa”nın odasına aldılar.
“Buyur kızım… Hoş geldiniz.” Çok gençti. Ancak 17-18 yaşında gösteriyordu. Kollarının arasında sevgiyle tuttuğu bebek ise henüz 10 aylıktı.
“Paşa Baba!..” dedi ağlayarak, “Sizi fazla rahatsız etmeyeceğim. Sadık”ım dinim, vatanım için şehit oldu. Ahirette yeniden ona kavuşmak umuduyla ölümü bekleyeceğim. Size asıl şunu söylemeye geldim” ” Kollarının arasında özenle tuttuğu bebeğini, Paşa”ya doğru uzattı: “İşte Sadık”ımın yadigârı!.. Bunu böyle günler için büyütüyorum. Mahzun olmayınız, Paşa Baba… Sadık”ım şehit olduysa, oğlu büyüyüp vatan müdafaasına koşacaktır. Analar daha ne Sadık”lar dünyaya getirir! Sadık”ım da, oğlum da, ben de dinim, vatanım için feda oluruz!”

Paşa hıçkırıklarla sarsılırken kesik kesik bir şeyler mırıldanıyordu: “Selimiye”me artık giremezler, Edirne”mi alamazlar, milletimi esir edemezler!”

Yazı kategorisi: Osmanlı Tarihi | 3 Yorum »

Mustafa Kemal’in ilk meclis konuşması-24 Nisan 1920

Yazan: zulfikar Nisan 9, 2007

Mustafa Kemal Paşa’nın Meclis Başkanı seçilmesinin ardından yaptığı konuşma – 24 Nisan 1920

”Saygıdeğer Efendiler, milletin alınyazısına doğrudan ve tamamen el koyarak Hilafet ve Saltana Makamını uğramış olduğu esaretten kurtarmaya ve ülkenin bütünlüğü ve güvenliği uğrunda her özveriyi büyük bir kesinlikle göstermeye karar vermiş olan Yüce Meclisinizin Başkanlığı’na seçilmek suretiyle hakkımda açıklanmış bulunan güven ve yakınlığa teşekkür borçluyum.

Hayatımın bütün evrelerinde olduğu gibi, son zamanların buhranları ve felaketleri arasında da bir dakika geçmemiştir ki her türlü huzur ve dinlenmemi, her çeşit kişisel duygularımı milletin kurtuluşuna ve mutluluğu adına feda etmekten zevk duymamış olmayayım.

Gerek askerlik ve gerekse siyasi hayatınım bütün zaman ve evrelerini dolduran mücadelelerimde daima hareketim ilkesi milli iradeye dayanarak milletin ve vatanla ihtiyacı olan gayelere yürümek olmuştur.

Bugün Yüce Heyetinizin oybirliği ile sonuçlanmış olan milli güveni değerlerimin çok üstünde görmekle birlikte şahsım için bir amaç olarak değil birlikte giriştiğimiz kutsal mücadelenin yönelmiş bulunduğu gayeleri elde etmek için milletin bağışladığı bir dayanak olarak kabul ediyorum.

Bu milli birliğin bana yüklemiş olduğu sorumluluk, biliyorum ve hepiniz de bilirsiniz ki, çok ağırdır. İçinde yaşadığımız örneği ender bulunan dakikaların tehlikelerine rağmen bu ağır milli sorumluluğun altında ancak Yüce Heyetinizin yardım ve desteği ile ve hak yolundaki mücadelede Yüce Allah’ın koruyuculuğunu ümit ederek çalışacağım.İnşallah Yüce Padişah Efendimiz Hazretleri’nin sağlık ve esenlikle her türlü yabancı kayıtlardan kurtulmuş olarak hükümdarlık makamında sonsuza dek kalmasını Yüce Tanrıdan dua ederim.”Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri. Cilt 1,1919-1938. Ankara 1961. s. 64

cafesiyaset.com

Bakınız

Yazı kategorisi: Yakın Tarih | » yorum bırak;

Türk Gençliğinin Ayıbı

Yazan: zulfikar Nisan 4, 2007

Yazı kategorisi: Videolar | » yorum bırak;

İstiklal Mahkemelerinin Adaleti(!)

Yazan: zulfikar Mart 31, 2007

İstiklal Mahkemelerinin Adaleti(!)
Cumhuriyet’in ilanından sonra ikinci defa kurulan ve 1925-1927 döneminde faaliyet gösteren İstiklal Mahkemeleri hakkında Araştırmacı Ergün Aybars’ ın:”Kararların temyizi yoktu. Mahkemeler kararlarını vicdanı kanaatlerine dayanarak verirlerdi, Kararın verilmesi için delile gerek yoktu dediğini…
Bu konu ile alakalı olarak mahkeme üyelerinden Lütfi Müfit Beyin Savcı Süreyya Bey’e:
“Bizim milli bir gayemiz var. O gayeye Varmak için asıra kanunun üstüne çıkarız. diyerek ne kadar adilane(!) hükümler vererek yüzlerce insanın ölümüne imza koyduklarını

Kaynak: Yalçın, Mehmet; “CHP’nin Günah Defteri” , Aktüel dergisi, 8-14 Ağustos 91, sayı 5, s. 25

Yazı kategorisi: Yakın Tarih | 1 Yorum »